Tag Archives: seçilmiş

İnsan-ı Kamel ( Bildiğin Camel yahu)

İnsan-ı Kamel ( Bildiğin Camel yahu).

Leave a comment

Filed under MISTIK, YAZILARIM

Başkalarının Ayakkabıları

Denedim.. Kızkardeşimin ayağına azıcık büyük olan şık bir ayakkabısı vardı, hadi ben alayım giyeyim dedim, olmadı. Olmadığı, bana ait olmadığı çok belli olan o ayakkabı onu giydiğimde üzerimde ve ayaklarımda çok da komik durdu..Kadın çalışmış, emeğinin karşılığında kazandığı para ile gitmiş kendi zevkine göre almış bir ayakkabı. Zevki de benim değil, rengini de ben seçmemişim, ha bir de ona uygun kıyafetim de yok gittikçe zorlaşmaya başladı bu iş..Kimse kimsenin yerine geçemez, kimse de kimsede var olanın yerine kendini koyamaz, en azından anlamaya çalışır, ama o kadar. Hele ki hayatın, yaşamın hırsızlığı hiç olmaz.. Continue reading

1 Comment

Filed under MISTIK, YAZILARIM

Sert rüzgarının yağdırdığı yağmurun sürüklediği çamur

Hey!!
Durduk yerde karşıma çıkan,
Kaçtığım, önemsemediğim,
Senin umrunda bile olmadığım,
Beni yerden yere vurmaya tenezzül dahi etmeyen hayat;

Bu kumarın her türlü galibi sensin,
Bütünlüğünün basit bir bileşeni olarak,
Dünya aleminde gerekeni yapıyorum.

Çok da acıtmıyor.
Doktorlar da hemfikir ve ikna oldular;
“Senin ağrı eşiğin çok yüksekmiş” dediler.
“Yok o öyle değil aslında, eşiği yüksek olan acıyı yüklenme kapasitem” dedim içimden.
ve sindirebilmem.

Suskunluğum; yer gök inlese de burnum daha çok sürtülmesin diye sessiz kalabilmeyi kabullenmektir.
“Dur!!” demeseler coşup yıkacaktım ama, aslında yanılan bendim.

İşin gerçeği;
Doğanın kökünden gelen sert rüzgarının yağdırdığı yağmurun sürüklediği çamuru görünce!!
Yahu bu alemi adam zannedip, insan yerine koymak bir tek bana mı kaldı?

Kalın sağlıcakla.

İlknur Kırbaş,

03.10.2011

1 Comment

Filed under ENERJI, MISTIK, YAZILARIM, YOKLUGA

Dragon

 

 

 

Ben kötü olabilirim,
Hem de çok kötü biri olabilirim..
Lakin kötüye karşı savaş açan “iyi” de o dengenin içinde kötülük vasıflarını alıyor.
Ve iyi kötü birbirine karışıyor.
Önemli olan da bu işte!!!..
Esas olan ne iyinin ne de kötünün baskın olamaması.
İyi baskın olmaya kalktığı sürece kötü kadar dikte edici ve savaşan konumundadır.
Temeline indiğimizde ;
“Davranış ve Düşünce şekli ile”
“İYİ” ile “KÖTÜ” arasındaki herhangi bir farklılık yani ayrım ortadan kalkmış oluyor….

İlknur Kırbaş,
22.09.2011

4 Comments

Filed under ENERJI, MISTIK, SIIRIMTRAK, SOZ BAZARI, YAZILARIM

El Yapımı Sevgi Tarifi Veriyoruz..(Satmıyoruz)

Geçen gün yeni bir şey farkettim, bunu paylaşmaz isem, bunca yıldır öğrendiklerim boşa gitmiş olacak. Hem kendime hem de size haksızlık etmiş olacağım.

Cem Yılmaz’ın ilk stand-up gösterisinin yayınladığı videosunda çok güzel bir eleştirisi vardı, orada diyordu ki, “yahu hiç unutmuyorum ben çocukken bir teyze vardı, televizyondan bize kartondan ev vb. şeyler nasıl yapılır onu anlatırdı, ilk adımları anlatır, güzelce gösterir, sıra  ondan sonraki adımlara gelince de “aaa bakın burada yapılmışı var, evet siz de bunun aynısını yapacaksınız, be kadın bütün adımların tamamını niye göstermiyorsun, ben daha ilk adımdayım, onu biterememişim, daha onu yapmakla meşgulüm, sen çoktan bitirmişsin o evi, e ben diğer adımları görmeden gerisini nasıl getireceğim? Heves ile başladığım kartondan ev vb. şeyler yapma girişimlerim böylelikle başarısızlıkla sonuçlanırdı.”

Yemek tarifi veren programlar da öyledir, bir iki adımı gösterirler, ahçı yemeği mükemmel yapar ancak kimsenin pişirdiği yemek bir diğerininkini tutmaz, tutamaz neden? Çünkü yemek pişirmek yılların birikiminin beraberinde ruh da ister, azıcık kafa karışıklığında o yemek başka türlü bir yemek olur çıkar. Örneğin patates salatası yaparken en son yumurta konması gerektiği hiçbir yerde yazmaz, neden en son yumurta konur? En son yumurta konur, çünkü yumurta ile limon bir araya gelmemelidir, mümkün mertebe yumurta en üstte durmalıdır, salatanın üzerine koyduğunuz yumurta limondan uzak kaldığı için lezzeti güzel olur, bu yılların deneyimidir işte, kitaplarda yazmaz, hiçbir ahçı da bu bilgiyi vermez, bu bilgiyi vermesi gerektiğini de farketmez, el alışkanlığı ile geliştirdiği pratik yöntemleri yapar ancak tariflemeye geldiğinde söylemeyi unutur veya atlar, bu nedenle tarif ettiği yemek ile yapılan aynı olmaz bir türlü.

Ama neden? Çünkü ben daha tarifleri yazmaya başlamadım da ondan. İçimdeki nefretin de farkındayım, sevginin de, sevmek daha iyidir dediğim anda içimdeki nefretin azalmaya başladığını gördüm ve kendimden nefret ettiğim anlarıma tam onikiden ateş ettim. Yok ettiğim bana ters yönde komutlar veren iç seslerimdir. O seslerin sevimsiz ve olumsuz bir yöne doğru gittiğinde hep şu olur; “herkes haksız bir tek ben haklıyım!” Öyle mi? Var mı böyle bir küstahlık ve de kendini bilmezlik? Yok kardeşim yok, öncelikle sen haksızsın, sen haklıysan zaten bunu bağıra çağıra, oraya buraya ilan etmene gerek kalmaz, güneşin doğuşu gibi aydınlatır haklılık ve doğruluk seni, ama tabi göreceli olarak. Evrendeki dengeyi hiçe saymaya da hakkımız yok, dünyanın en iyi insanıyken kendimizi büyük bir kötülük denizinde yüzebilir halde bulabiliriz.  O sularda boğulmamak için kaçarak kendini kıyıya vuran  balinalar gibi herbir şeyden vazgeçerek intihar edecek halimiz yok. Dünyayı böyle kabul edeceğiz, var olmayı böyle bileceğiz, bir su damlasına muhtaç anlarımızın olmadığını düşünüp, belki de raptörlerle birarada yaşıyor olsaydık o zaman hayat ne anlama gelirdi diye bir düşüneceğiz.. Hani her daim bir ölüm kalım savaşı da yok.. E sevmeyi içine almak ve nefretin sesini susturmamak onu sindirmemek için de bir neden kalmıyor geriye..

Bir arkadaşım kendisinden nefret edilmesinden çok büyük keyif alırdı..Bir gün, çok sıcak bir günde ondan daha iyi bir insan olduğumu iddia eden ben, kafamı çevirdim bir baktım Üstad dili dışarı sarkmış bir köpeği görmüş koşarak yanına gitmişti. “Susamış bu, bu hayvana su bulmam lazım” demişti.. O köpeğe  kimseye göstermediği sevgisini vermesi, yahu bu adam neden kötü olmak ister sorusunu sordurmuştur bana. Asıl konu ise benim o köpeğin o halini hiç farketmemiş olmamdır.

Devam edeceğim..

İlknur Kırbaş,

08.05.2011

2 Comments

Filed under ENERJI, YAZILARIM