Tag Archives: güzellik

Heidi Klum’a heran bir şey olabilir.:)

Heidi Klum’a heran bir şey olabilir.:).

Leave a comment

Filed under ENERJI, YAZILARIM

Yeni Yıla girerken…(2011 için)

Günler günleri kovalayıp geçip giderken,

Eski senenin de gün misali geçip gidivermesi gibi,

Hayatımız da bir anda bitiverecek illaki ve,

Birbirinden farksız günler günleri kovalıyorken,

Bu farksız günler dönüşüveriyor birbirinden farksız yıllara,

O yıllar da koskoca kısacık bir hayata.

Hani hep derler ya göz açıp kapayıncaya kadar,

Ben de yakalamak istiyorum kendi hayatımı,

Artk bu sefer, bu yeni yılda..

İlknur Kırbaş

28.12.2010

Yeni Yıla girerken…

Geri sayım başladı, son dört gün.. İçim içime sığmıyor.. 31 Aralık’ta sanki tekrar dünyaya geleceğim.. Yeni başlangıçlar yapabilecek güç ve enerji çoktan içimde birikmeye başladı. Bu sene daha da bir dolmuş bekliyorum, biran önce yükümü boşaltmak istiyorum. Tam dört gün kaldı. Telaş içerisindeyim, listem uzuyor da uzuyor.. Continue reading

2 Comments

Filed under YAZILARIM

JELATİNLİ KOFLARIN HAYATA KÜSMESİNE “5” KALA

 Alt metni çok uzun bu ifadenin. Dün gece kafama takıldı. Bu bir başlık sadece, hatta kitabımın adı bile olabilir. Jelatinli kofluk şu demek; 20 ve 21 yüzyıl kadının güzellik konusunda çok fazla takıntıları var, gereğinden fazla, hatta bir çoğunun dünyası bu. Güzelliklerine güzellik katmaktan başka bir amaçları yok. Hepsi kendini sergilemek derdinde, neden? Neden bu denli bir sergileme ve sakınmasız kendini ortaya dökme var? Kim neyi, kime niye bu şekilde ispat derdine düşmüş? Mahremiyetini delip ortaya çıkarıp, buyurun buradan yakın der gibi.. Yarış içindeler. Bir zamanlar bunlar çok özel insanlardı, az bulunurdu, tek tük vardı, birden bire sayı hızla arttı, özgürlük ve kimliğini bulmanın adı altında ortaya bambaşka bir yapı çıkıverdi. Neden başka şey olmak istemediler ve neden bunun için çaba gösterme derdinde olmadılar.. Konu nerede başladı nasıl bu aşamaya geldi? Çok grift şeylerden bahsetmiyorum burada, açıklamalar çok net. Ancak belki yazının sonuna doğru toparlayacağım, biraz ipucu vereyim; insanın kendine biçtiği bir değer vardır, bilmeden bir süre yaşayıp gerçeklere sırt çevirir. Hayat dediğiniz şey sizden hep cesaretli olmanızı talep eder, belki bu talep doğrudan doğruya size gelmez, onu algılarsınız, algılamak isterseniz, hayat sizi tehlikeli yollara davet eder, bırak o yolu buradan yürü, burada heyecan var, bak sana söz veriyorum pişman olmayacaksın, kendini bulacaksın, hayat demez de içimizdeki özgürlüğün fısıltısı sesini yükseltir. Bu özgürlük dediğimiz şey o kadar gariptir ki, iyi bir akord yapılmamışsa çok yanlış sesler çıkarabilir. Akordsuz özgürlük fısıltısı dikenli güvensiz, bilinçsiz bir hayata sürüklenmenin tehlike sinyalidir. Çok acı, kabul edilmesi çok zor bir şeyle karşılaştım, halbuki bununla herzaman burun burunaydım, etrafım koflarla doluydu. Onlara bayılırdım. Yanlış anlamayın konuşmaya değil, seyretmeye, konuştukları anda, değil bir gün, iki dakikadan daha fazla tahammül etmişliğim olmamıştır. İşte erkeklerle ilgili anlaşılmaz bir noktanın bir adı daha. Ben iki dakikada pes diyorken onların tahammül seviyeleri maşallah çok yukarılarda, iyi idare ediyorlar, helal olsun onlara sonuçta koflar da birer insan evladı. Şimdi özgürlük fısıltısına uyup bir ateşin içine girmiş isen, yani hayatın derslerini almak için çok hevesli davranmış isen, hayat durur mu, Tanrı bu fırsatı kaçırır mı, adına kader der ya da sen öyle anlamak istersin. Seni yakalar bulur buluşturur, hiç bitmeyeceğini sandığın kabuslarla seni baş başa bırakır. İsteseydin bu kabusları görmezdin, burada ince bir nokta var, kabuslar hep görülür, asıl olan görülen kabusları hangi şiddette algıladığındır, hassas bir ayarın varsa ufak fısıltılar gök gürültüsü etkisi yaratır ve hatta koskocaman bir şimşek tam tepende çakar ve sen kömür olursun.. Kayıtsız kalmak nasıl olur, yenir mi içilir mi bilmem ama, yapan yapıyor. İşte burada kof tanımına biraz biraz yaklaşmaya başladık.. Şimdi şimşekler altında kömür kıvamında kızarmış iken, kim jelatin derdinde olur ki? Tepende kocaman bir kafa, ağırlığı bin ton, kafanın içindekilerin temizlenmesi lazım. Uzun iş…Tek tek, ince ince, bu olur, bu olmaz, bunu at, bunu topla.. Kaç değişken varsa, bir daha bak ve illaki bir sonuca ulaş…Her sonuçta biraz daha hafifle ve rahat nefes almaya başla… TANRIM neden ben?? Çok ayıp! Tanrı seni ne yapsın KOFUM…Neyse koflar alınmasın daha asıl mevzuya gelmedik… Kafandaki ağırlığın hafiflemesi işi, ki çok üzgünüm bu hayatının sonuna kadar devam edecektir. Bir kere boşvermemişsen, ama bir kere boşvermeme hatasına düşmüşsen, yandın ömrünün sonuna kadar o boşvermemiş olmanın acısını çekeceksin… Peki neden olmadı? KOF olunamadı, neden bazılarımız kof olmayı becerirken bazılarımızın kof olmayı hala başaramadık, bir an olsun hissedemedik? Basit bir elbise giymekten ibaret halbuki..Yok değil işte.. Bu elbise bildiğiniz elbiselerden değil ki.. Kendisi etten ve kandan ibarettir..Ruhunuzdaki enerji onun renkleridir. Siz istediğiniz kadar allayın pullayın ruh ne ile beslenmişse görünen hep o olacaktır..Bir dakika, konu yanlış yerlere gidiyor. Aranızda kof olmak isteyen var mı? Yoktur muhakkak, ama şunu istediğiniz olmuştur, keşke bilmeseydim, anlamasaydım, algılamasaydım o zaman çok daha basit olurdu herşey… Öyle değil işte.. Sen hayatta çok goller attın halbuki, ağırlığınla yaşamayı öğrendin, kabullenmeyi bildin, sana yapılanları sindirdin, sineye çektin.. Ve yaşam dedin adına, olacak süprizlere hep hazırsın artık, Kofların hayata küsmelerine 5 kala, sen 38 kere önce küstün ve barışmak için çabaladın, yolunu yöntemini buldun, inceledin, düşündün ve kendini yarattın, sen oldun, senin bundan sonra yapacağın hayata küsmek olmaz ki, olmuş bitmiş meseleler için bundan sonra olacaklara da şapka çıkardın, kabul ettin, el sıkıştın, hazırlıksız değilsin artık, tepende şimşekler çaksa da, ve hatta tekrar tekrar kömüre dönsen de yolunu biliyorsun, tekrar hayat bulup ayağa kalkıyorsun. KOFLAR? Onların jelatinlerini kaldıralım peki ala, kalkınca ne olacak, geriye bir şey kalmayacak. Kof kalacak..bir boşluk..neyle dolduracaksın “5” kalmış bitmiş..sırasını savmak üzere, bu düzende kof üretim merkezi son sürat çalışırken dönüşüm hızında yeni koflar eskilere rakip olup rekabeti arttırmış, zaman az kaldı bitiyor.. kömür olmamak için son çırpınışlar, ya da en azından kömür olacağı gün gelmeden bari önlem alıp da ben kendimi daha nasıl iyi sergileyeyim de şansımı arttırayım belki şimşekten kaçmayı başarabilirim demeler!!! Yazık bize. Kadın olana yazık.. Jelatinler de yetmiyor artık, hahahaa ben de kadınım, aman eteğimi açıp poz vereyim, ne olacak o zaman??? kafam karışıyor, çünkü anlamıyorum.. Kadın sen bu kadar mı acizsin.. bir fotoğrafta bacağını açık göstererek neye ulaşmaya çalışıyorsun? Ben sana bakıyorum, senin bir işin var, adın var, mesleğin belli, başka bir şey değilsin..tamam da niye bacağını açıyorsun, o bacaktan çok var bunu bilmiyor musun? İşte o bacak açılamayacak hale geldiği gün kendini neyinle sunacaksın? Ne vereceksin? Aynı tepkileri, ilgiyi göremeyince bunu tekrar elde etmek için ne yapacaksın? Ben söyleyeyim sana geç kaldın.. Hayata küseceksin, kabul edemeyeceksin, isyan edeceksin ve adına da kader diyeceksin, suçu da tanrıya atacaksın…Hayata küseceksin…

İlknur Kırbaş
29.05.2008

2 Comments

Filed under YAZILARIM