Tag Archives: gülümseme

Yaş İşler Bunlar

Her daim genç olduğum bir yaştayım…
Bana “büyüdün, yeter artık” dediler.
Yok dedim “hiç öyle şey olur mu?”
Ben daha yolun en başındayım.

İlknur Kırbaş,
09.06.2012

Leave a comment

Filed under AZICIK ELESTIRI

Hasretle yandığım topraklarda ekili hasetleri biçecek gençliğim nerede…!!!

Kafalar olmuş çorba, akıllarda birer torba.. Düşünmeden eğlenmek için, aslında hiç bir şey yapmadan yaşadığına aldanmak bu olsa gerek..

Ay-fonları sevmiyorum..Benim bir telefonum var sadece konuşmaya yarıyor, doğru düzgün fotoğraf bile çekmiyor, ama tüm işlerimi onunla hallediyor gibiyim…Ha bu arada ben de kendi notbukumun kölesiyim.. O yanımda olsun da! (Belki de bu yüzden “ay”lara ihtiyaç duymamaktayım..)

Televizyon kanallarında, amerikan dizilerine çok takılıyorum, heyecan veriyor belli ki, sürekle olay yeri incelemelerine bakıyor, cinayetleri çözmeye çalışıyorum, deli miyim neyim? Varsa bir sorun felan çağırın çözeyim.. Pratikte ne teknik, ne teknolojik illaki fikşın!!.. Okumayı bırakalı yıllar oldu diyeceğim, ayıp olacak.. Okuyorum işte, akşamları uyumadan önce sayfaları çeviriyorum, onlar da “fikşın” gece rüyama giriyor sonra, konu da rejenerasyon! Rüyama girmesin, aman uykularım kaçmasın bahanesiyle kitabı bitirmeyi sallıyorum, iyi mi?Şafak Vakti serisine dalmaktan daha manalı geliyor yine de…

Sabahları yataktan kalkmanın en büyük işkencesini çekmekteyim.. Sıcacık yatak bana herkesten daha fazla şey ifade ediyor, yani oradan kalkmazsam, hiç bir tarafım ağrımayacak biliyorum, üç çanta platinle dolaştığım için bir hayli değerlendim, bir de yağmur yağınca sızlamasalar? Yağmurlu havalarda yıldırım çarpıp kömür olur kalırım diye de eksik kafa fantezilerim oluyor. İç babam iç kas gevşetecileri, ardından ağrı kesicileri.. Ben bunlarla kafa buluyorum, diğerlerine henüz geçemedim, daha iyileri varmış narkotiğin peşine düştüğü alem yapan “Ünlüler”den biliyorum. Ünlü’y-müş-ler.. !!!! Ne yapayım ben sizin Ünlü’nüzü, kimsenin ne işine, ne dişine faydanız var!!!.. (Ünlü deyince benim aklıma hep türkçedeki ünlü harfler geliyor yıllardır bırakamadım bu kötü alışkanlığımı.)

Aylarca sol yanımın üzerinde uyudum, çok bi umutluyum artık sağ yanım da azıcık beni çekmeye başladı.. Yüzükoyun bile uyuyabiliyorum.. Yahu ne kadar lüksmüş bu, çok da keyifliymiş.. Bindiğim otobüslerde başıma bir şey gelecek diye de korkmaktan vazgeçtim.. O ani fren yapan ve birgün faciaya neden olacak kelle koltukta götüren “şöfer ali”ler.. (Kibariye’nin anası beni andı yine). Bir ara tırssınlar diye gözlerinin içine baka baka gerek olmadığı halde çarpraz askılarımla yanlarından geçerek koltuğuma oturdum, bir de “dur hareket etme, sakın sakatım ben diye de” bağırdım üstüne..

Birilerinin bana toslamasından korktum.. Yürürken ayağım kayar da düşerim diye kaygan zeminlerden kaçtım.. Asker tipi botlarım en güvenli koruyucum oldu. Nedir öyle topuklu giymek falan? Onca sene aldığım ayakkabılarım ne olacaksa, hangi aksiyonlarda kullanılacaksa..? Dizilerde en sinir olduğum şeylerden biri; yirmi punto ayakkabılarla katil kovalayan hatunlar.. Benim ayakkabıları aldığım mağazalarda mı bir sorun var, yoksa bunlar harbiden cambaz mı? Çok büyük ikilemlere sürükleniyorum. Yok anacım asker botlarımı seviyorum ben..

Kafamdan geçirdiğim kazakları tekrar tekrar çıkarmayayım diye geceleri onlarla uyudum, nasıl olsa çıkaracaktım, giyip çıkarma işlemini sabaha göre kısıtlayayım dedim.. Önceki gün giydiğimi sabah çıkardım, fazla can yanmalarına son verdim… Bir gram bir şey taşıyamaz haldeydim..

Solumu geliştirdim, solumla çok güzel çorba içebiliyorum..

Galiba ben iyileştim öyle görünüyor, arada sırada tatsızlık oluyor ama geçti gitti diyorum.. Altıdan fazla kırık!! E bunu becermek de benim marifetim oldu.. Trafik kazası geçirmeden sağ omzumu tuzla buz etmeyi başardım..!!!

Rekorlar kitabından teklif gelirse kabul etmeyi düşünmekteyim..

En sağlıklı günler sizlerin olsun, bu kemikler de biran önce kaynasın…

İlknur Kırbaş, 08.01.2012

6 Comments

Filed under YAZILARIM

Bol tesadüflü, hayret edilesi 2011 ve Çok Yönlü Blog Ödülleri

Yemin ediyorum ki;

Gerçekten yemin ediyorum ki; 2011 senesi ikinci kez yaşayanacak diye ödüm kopuyor, hani olur mu olur, bakarsınız zaman durur, biri alır o saati, 365 gün geriye sarar.. Aman ha, önce herkes söz versin, kendisi için iyi geçen 2011’i lütfen bir daha çağırmasın…. Gözünüzü seveyim, 2011’i daha kötü geçirenler olmuştur belki, onları da bir düşünüp hal hatır kıymet bilmek lazım gelir..

2011 yılına girerken bir yazı yazmıştım, harbi itiraflar doluydu o yazı, bir o kadar da verilmiş sözlerim vardı.. En önemli sözlerimden biri kitap yazmak konusundaydı.. Bu konuda kendimi affedebilirim, kitap yazmadım ama kıymet bilip, yazılarımı bir blogda topladım ve yazdıkça da ekledim, hiçbir düşüncemi kendime saklamadım. Yazmak beni rahatlattı, paylaşmak da özgürleştirdi.. Okuyanların olumlu geri bildirimleri beni çoğunlukla hayretler içerisinde bıraktı. Oyasaki; ben kendimce içimi döküp aslen zırlayıp duruyordum.

Maalesef en güzel, en vurucu cümleler ağlak anlarımda çıkıyor, hele ki krize girmişsem ne yazdığımı, ne dediğimi hatırlamıyorum, altına imzamı atmasam kendime ait olduklarından asla emin olamam. O cümlelerin şiirselliği, ve dokunaklığı bir sonraki okumada evet beni yine sarsıyor, sızlatıyor, zırlatıyor, bu tekrarları yaşamak çok da zor geliyor, titreşimleri o kadar kuvvetli oluyor ki, yazdığım andaki karmaşıklığa anında geri dönüyor, tekrar kendimi toparlama sürecine girmek zorunda kalıyorum.

Tüm bu ağlak hallerimin dışında, isyan halinde ve tepemin bir hayli attığı anlar da oluyor, evet yine duygusal, yine tepkili, yine derinlere dalmış oluyorum..Tepkisiz kalamıyorum ve yazıyorum..

Ha, kafalar karışmasın diye eklememem lazım, herhangi bir konuda fırsat bulduğum ve bir hayli biriktiğim, dolduğum anlarımda yine yazasım geliyor. Az bir dur be kadın, yok, o da vardı, bu da vardı..Ha şunu da demem lazımmış, aman burası eksik olmuş, bak gördün mü neleri atlamışsın yine…. Alıyor başını gidiyor, bitmek bilmiyor.

Neyse; bu yazıda aslında yazılması gereken 3 konu var;

1. Dumur motorları MİM’im
2. Çok Yönlü Blog Ödülleri..
3. Kendimle ilgili belki de sonu gelmeyecek itiraflar

Birinci konuyla ilgili olarak “Dumur” diyemem, ki  Bir Yazarsam  Blog Yazarı Sayın Kamil Cengiz Bey’den söz almıştım, başka bir konu var onu paylaşayım demiştim..

Şimdi onu anlatacağım;

Bölüm I – Birinci Söz’üm ( Yani MİM’im);

Referandum’un ertesinde 13 Eylül sabahı beklemediğim bir sonuçla karşı karşıya kaldım, bir şeyler yazmam gerekti, bunu tetikleyen ise, çok büyük bir caddenin ortasında yaklaşık on tane genç erkek insanın (aslında çocuklardı), yoldan geçen genç kızlara, genç kız çocuklarına laf atıp, onları küçük düşürmeleri, taciz etmeleriydi.. İleride bu çocuklar bu toplumda birer rol alacaklardı, kız çocuklarına baskı yapmaya çoktan başlamışlardı bile, o gün sokaktaydılar, gelecek günlerde ise evde eşlerinin, kızkardeşlerinin, kızlarını, belki analarının yanında da aynı şeyi yapacaklardı..??? Buna çok takıldım… Değişim nerede, nasıl başlamıştı, bir kısmı kişisel gözlemlerime dayanan, büyük çoğunluğu ise okuduklarımdan algıladıklarıma, anlayabildiklerimi kapsayan “Ben Kim Oluyorum?” başlıklı yazımı karaladım..

Fransız ihtilalinden günümüze doğru yakınlaşmaya çalışmıştım kendimce…. Dedim ya, bir kısmını zaten yaşamıştım, yazı sırasında anılar canlandı, canlandı, caddelerde yaylım ateşine tutularak öldürülen gençlerin gazete haberleri, yaşadığım kabuslar aklıma geldi.. Hele bir tanesi vardı ki, her sabah okuluna giderken hayranlıkla seyrettiğim, güzelliği ile beni büyüleyen, hep yerinde olmak istediğim Gülay Başova..Öldüğüne inanamamıştım, ve gazetelerden defalarca okuduğum haberlerde benim hayran olduğum gencecik kadının öldüğünden bahsediliyordu… Yazı bittikten sonra, bir süre onunla ilgili konuları daha detaylı hatırlamaya çalıştım, hatta bir ara adını doğru hatırlayıp hatırlayamadığımdan bile emin olamadım.. Ta ki “Gülay Başova” benimle irtibat kurana kadar.

Aylar sonra bir mesaj geldi;

“İlknur Hanım merhaba;
Ben ODTÜ Endüstri Mühendisliği 1. sınıf öğrencisiyim. İzmir’liyim.
Böyle yazılara kendilerini tanıtarak başlar insanlar biliyorum, isim ve soyisimle. Ben Gülay Başova. Tesadüfi bir araştırma sonucu sizin yazılarınızda bulduğum o ismin, Gülay Başova’nın yeğeniyim.
Yazınızda bizden bir parçayı görmek beni ve ailemi çok duygulandırdı, sizinle paylaşmak istedim. Hatta sizi rahatsız etmeyecekse daha fazla şey bilmek isterim ben, belki bana halamı anlatmanız şansını elde edebilirim. Mail adresinizi bulamadığım için size buradan ulaşmayı deniyorum, lütfen mazur görünüz.
Sevgi ve saygılar.
Gülay Başova

Şoktaydım.

Oturduğum yerden kendimi birden geriye doğru attım, neye uğradığımı anlayamadım. Ne diyeceğimi, nasıl cevap vereceğimi, hiç bir şeyi bilemedim. Nasıl olurdu böyle bir şey, ben yıllar önce ilkokuldayken yaşadığım bir olayla ve kişi ile ilgili olarak doğru kişilere nasıl bu kadar kolay ulaşabilmiştim..?? Bu çok enteresandı..Bu olağandışı bir durumdu.. Bu şokum yaklaşık bir gün boyunca devam etti. Konuyu normalleştiremiyordum, çünkü normal değildi… Yazıyı yazdıktan sonra “acaba isimi doğru mu hatırlıyorum?” diye düşünürken, Gülay Başova’dan mesaj almak, yani Gülay Başova’nın yeğeni Gülay Başova’dan haber almak, inanılmaz, tekrarı belki de gerçekleşmeyecek mucizelerden biri oldu benim için..

Baba ve kızını mutlu etmiştim onlara sesimi duyurmuştum.. Bir çığlık atmıştım aslında, evet gerçekten bir çığlık atmıştım, ve o çığlık ulaşması gereken yere anında gitmişti.. Bundan daha önemli ne olabilirdi ki..?? Gülay’a mesajlar attım, telefon numaramı verdim.. İzmir’de oturdukları için Adana’ya geldiklerinde beni arayabileceklerini söyledim.. Bağlantıyı kurmuştuk artık :))

İlknur Kırbaş,
19.12.2011

İkinci ve üçüncü sözlerime yarın kaldığım yerden devam edeceğim..
(Çok Yönlü Blog Ödülleri, ve akıllara zarar itiraflar)

4 Comments

Filed under YAZILARIM

Yeni Yıla girerken…(2011 için)

Yeni Yıla girerken…(2011 için).

1 Comment

Filed under YAZILARIM

İnsan-ı Kamel ( Bildiğin Camel yahu)

İnsan-ı Kamel ( Bildiğin Camel yahu).

Leave a comment

Filed under MISTIK, YAZILARIM