Tag Archives: gerçek

HER ALGI GERÇEK DEĞİLDİR

Bu ayki yazımda çok başka bir konu hakkında yazmayı planlamıştım ki, birden bire asıl yazmak istediğimin başka bir şey olduğunu fark ettim. Bir konuşma yapıyorum, bir satır yorum yazıyorum, elektronik mesaj atıyorum. Hemen arkasından kendime soruyorum; ‘acaba tam olarak ne kadar anlaşılabildim?’ Söylemek istediğimi, anlattığım konuyu doğru düzgün ifade edebildim mi? Bu endişelerimin yersiz olmadığını yazının devamını okuduktan sonra anlayacaksınız.

algıBildiğiniz gibi karşılıklı konuşmalarda Sylviane Herpin’in belirlediği tam dokuz aşama var, bunlar;

Düşündüğün,
Söylemek istediğin,
Söylediğini sandığın,
Söylediğin,
Karşınızdakinin duymak istediği,
Duyduğu,
Anlamak istediği,
Anladığını sandığı,
Anladığı. Continue reading

3 Comments

Filed under AZICIK ELESTIRI, MAKALE, SİGORTALOJİ, YAZILARIM

SON VERDİM KALBİMİN İŞİNE

Gerçek sevgilisini, yani eşini bulan ve bu sevgili ile yaşayan bir birey bu hayattaki en önemli sorunlarından birini halletmiş sayılır. Zannetmekten değil, her geçen anda, günde, yılda kişinin eşi ile ilgili soru işaretlerinin olmamasından bahsediyorum. İnsanın aklı bazen gelir, gider. Sevginin aklı da bir gelir, bir gider. Sizin aklınız yerinde dursa bile, karşınızdakine bir haller olur. Bugün böyledir, yarın ise, yok öyle değildir. Duyguların varlığında, değişkenliğin ortaya çıkması son derece normaldir. Beklentiler süreklilik üzerine değil, değişkenlik üzerine kurulmalıdır. Birlikte olduğunuz kişi gerçek eşiniz değil ise, kafanızda hep bir soru işareti olacaktır, bu soru işareti karşı tarafın sizi yeterince sevmemesinden kaynaklanmıyordur, kuvvetle muhtemel; o kişi aslında sizin gerçek eşiniz değildir. Bir zamanlar aynı ortamda bulunduğunuzdan, yollarınızın keşistiği için sırf hayat tecrübesi kazanasınız diye karşınıza çıkmış bu kişi, şartlar gereği, birdenbire sıradan olma vasfını kaybedip, aile baskısı vb. sebeplerle hayatınızdaki en öncelikli kişilerden biri olmuştur. Oysaki böyle bir birlikteliğe adım atılmamış olsaydı, o dönemin ve yaşınızın sonrasında, değil görmek birbirinizi telefonla dahi aramayacak kadar önemsemeyecek, birbirinizin hayatından çekip gidecektiniz. Yanlış eş de en az sizin kadar bir kapanın içine sıkışmış olabilir. Kadın olsun, erkek olsun, bir çoğumuzun bir türlü “gerçek eşiyle birlikteymiş gibi” hissedemediğini, ve bu hissin eksikliğinden dolayı birlikte olduğu kişiye güvenemediğini tahmin etmekteyim. Sanki nedensizmişcesine çıkan bu güvensizliğinin beraberinde getirdiği huzursuzluk halinin inanılmaz yıpratıcı bir durum olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Yanlış giden bir şeyler olduğu muhakkak. Kaynağı belirsiz gibi duran bu huzursuzluk; kaçmadan, “CESARET GÖSTERİLEREK”, “Doğru insan ile mi birlikteyim?” sorusu sorularak irdelenirse, cevabı büyük ihtimalle “evet ben yanlış bir ilişkinin içindeyim, ama….” dır.

Bu soru, maalesef ömrümüzün sonuna kadar sormaya devam edeceğimiz yegane sorulardan biridir. Umarım vereceğiniz cevap, ilk gün verdiğiniz cevap ile aynı olmaya devam eder.

İlk gençlik yıllarımızda “O’nun” ilk ve tek aşkımız olduğunu ZANNEDERDİK. Bu yaşlarda kendimiz hakkında bile çok fazla fikir sahibi değildik, kişiliğimizin tam olarak oturması kendimizi bulmamız, yaşadığımız tecrübelerin bize öğrettikleri, olaylara verdiğimiz tüm tepkilerle birlikte kendimiz hakkında bir neden sonuç ilişikisi oluşturduk, yıllar geçtikçe kendimiz üzerinde bir “BİLME ve ANLAMA” mekanizması yarattık.

“Sinirlendiğim zaman gözüm hiç bir şey görmüyor, bu yüzden ortamı hemen terk etmeliyim.” “Tartışmalara girmemeliyim, zarar verebilirim, zarar görebilirim.” “Dikkatsizim; daha dikkatli olmalıyım.” ” Kötü niyetli olmadığım halde, mimiklerimle verdiğim mesajlar benim yansıtmak istediğimden bir hayli farklı olabiliyor, oysaki ben başka bir şey demek istemiştim?”

“Ben çok seviyorum, ama o beni sevmiyor?” Bak sen? Karşıdakinin sevmediğini ya da sevdiğini tespit edecek kadar profosördük, üstün zekalıydık ve hatta tüm arkadaşlarımız ve çevremiz bizimle birlikte aynı konuda, aynı derecede uzmanlardı. :))

Daha bir aylık bebe iken, “ay güldü, çok zeki!”, 12 aylıkken; “önce baba dedi” süper zeki”, kızım, oğlum çok akıllı amuda kalktı, emeklemeden yürüdü, üniversiteyi bitirmeden koca buldu! Evlenmek meziyet, apar topar olsun ama doğru mudur, yanlış mıdır bilinmez, soy soptur önemli olan, işler iyice karışır, takdirler başka yöndedir, hayatlarımız başka düzenler, değerler üzerine kurulur, bu yüzden de gözler geçmişi anlatırken birden dalar gider başka yerlere, çünkü yaşanan hayat çok başka olmalıdır, ama olamamıştır. Gönül başka istemiştir. Çok derinde istenen eski bir anı olarak kalmıştır. Bu çok bellidir. Neyse. Yılların verdiği alışkanlıklar bir yana, kendi seçimimizle birlikte olmaya karar verdiğimiz kişinin yanlış kişi olduğunu kabul etmek istemeyiz. İşin gerçeği ne o mutludur, ne de biz. Yaşadığımız ortamda bir huzur yoktur. Yıllar önce “HOŞLANMAYI, ALDANMAYI” bir güzel “SEVMEK” ile karıştırmışızdır işte! Eşimiz olması gereken kişinin dünyanın bir yerinde tıpkı bizim gibi varlığımızdan habersiz ve mutsuz, biz onun karşısına çıkalım diye, sıra ona ne zaman gelecek diye, bilmeden beklediğini hiç düşünmeyiz, bilemeyiz, anlamak istemeyiz. Tüm zamanımızı, hayatımızın en büyük hatası ile kaybederiz, yanlış eşimizin bir başkasına bakmasını, bir başkasını istemesini, ya da bizimle uyuşamamasını kabul edemeyiz bir türlü. 18 yaşına bile girmeden evden biran önce nasıl uzaklaşırım planları yapmaya başlayan çocuklar da vardır ya? Ev de vardır, birlikte geçen yıllar vardır. Tüm bu bağlayıcı sebeplere rağmen eş dediğimiz aslen eş gibi değildir, değil mi? Yanlış eş için savaşır, enerji kaybederiz. Bırakın enerji kaybetmeyi giden, yok olan daha önemli bir şey vardır, KENDİMİZ! Gençliğimiz, güzel günlerimiz, gülüşlerimiz, mutluluklarımız, mavi gökyüzüne bakarken ki coşkumuz?

YERLERDE SÜRÜNMEKTEN İBARET DEĞİLDİR BU HAYAT !!!!

Vardır bu tür durumlar. Tahmin etmek de pek zor değildir. Doğru eşler ile birlikte olunmuş olsaydı ayrılıklar olmazdı. Bu da bir bakış açısı. Tam olarak doğru olduğunu iddia etmek mümkün olmamakla birlikte hata payı düşük.

Birisi vardır yine bir yerlerde, ve o da mutsuzdur, bir köşede, başı öne eğiktir, ve senin, benim, gelmemi bekliyordur, yanındaki dünya güzeli kadına, yakışıklı (hadi zengin olsun bari) adama bakacak halde değildir. Vardır böyle biri, hep derim herkesin gerçek bir eşi vardır, eğer o henüz karşınıza çıkmadıysa hala şansınız vardır, lütfen zaman kaybetmeyiniz, yanlış olduğunu düşündüğünüz bir ilişkiden kendinizi hemen uzaklaştırınız ve gerçek eşinizin karşınıza çıkması için fırsat yaratınız. Bunun için istemeniz yeterlidir. Hayatınızdaki bazı tekrarları ve hataları düzelttiğiniz takdirde doğru kişiyi bulmanız kolaylaşacaktır. Kendinize bir bakın ve daha önce yapmış olduğunuz hataları dikkatle gözden geçirin. İlk hamlede aklınıza neler geliyor? Dikkatinizi çeken neler oldu? Benzer unsurlar nelerdir? Hep aynı şeyler olup durmuş değil mi? Neden cımbızla seçilmiş gibi aynı tipler sizi bulmuş olabilir? Onlar sizi bulmadı ki, siz onları kendi hayatınıza davet ettiniz, siz bu tekrarları yaşamayı tercih ettiniz. Sizin normaliniz buydu. Siz bu normali seçiyorsunuz. Hiç reddetmeyi tercih etmediniz ki? Bundan sonra benzeri bir olaya denk geldiğinizde ya da benzeri kişilerle karşılaştığınızda arkanızı dönmeyi tercih ederseniz sonuç nasıl olur hiç düşündünüz mü? Bir tür bağımlılık hali gibi bu. Alışkanlık. Davranış şekli. Bu tür kişileri bir daha asla hayatınıza sokmasanız mesela? Artık aynı hataları tekrar yapma lüksüne sahip değilsiniz. Kendinize hakim olmaya çalışın, neyin yanlış neyin doğru olduğuna tabi ki siz karar vereceksiniz. Bu benim yöntemim, hoşunuza giderse uygularsınız, gitmezse uygulamazsınız. Benzeri tecrübeleri yaşayanlar olmuştur muhakkak, paylaşırlarsa çok sevinirim, çünkü bu evrenin en önemli kurallarından biridir. Evren her bireyden bu yönde hareket etmesini bekler, ısrarla hataların ve tekrarların elimine edilmesini ister, edilmediği sürece bu hataları her defasında onları reddedene kadar karşımıza çıkarmaya devam eder. Kısaca bizi hatalarımızı FARKETMEYE, anlamaya zorlar. Hatalarımızı farkettiğimiz, doğru bir karar aldığımız anda ters düzen biranda normalleşmeye başlar, tekrarlar bıçak gibi kesilir. Olumlu olaylar bizim için uygun haliyle gerçekleşmeye başlar, aslen bunların hepsi bir zamanlar gönlümüzden geçen isteklerdir. Bu dilek kuyusunun ağzı öyle bir açılır ki şaşılası öyküler ortaya çıkabilir. Eski isteklerinizin yanında yenileri de sıralamada yer alır, isteğin içtenliği, kuvveti, şiddeti önceliği değiştirebilir. İsteklerinizdeki netliğiniz, huzurlu, sakin, barışçıl, kaygısız bir ruh hali içinde olmanız çok önemlidir. Ayrıca bahsettiğim bu unsurlara ek olarak içinizde ürettiğiniz sevginin yoğunluğu da mekanizmanın sağlıklı çalışmasında büyük bir etkendir. Aslında sağlıklı ve olumlu yönde üretilen sevgi önemli bir tetikleyicidir. Bu saydıklarım doğal olarak sevginin valığı ile ortaya çıkabilir.

ÖNCE EVRENİN İSTEDİĞİ TÜRDEN BİR SEVGİ OLACAK SONRA DİLEK KUYUSUNUN AĞZI AÇILACAK ve BAY veya BAYAN DOĞRU SİZE GÜLÜMSEYEREK BAKACAK:)

Sevgi kişisel olgunluk ile gelişir, büyür. İnsanın kendini egosunu terbiye etmesi için kişisel değerlerini ve özsevgisini arttıracakunsurlara yönelmesi, zarar verecek olanlardan ise kaçınması gerekir. Sevgiyi üretmek ve durduk yere geliştirmek pek kolay değildir. Doğal olarak gelişen sevgi türlerinin dışında her canlıyı, her bir şeyi durdurduk yere öylesine sevmek pek mümkün değildir, bu yazdığımı anlayabilenler ancak benzeri tecrübeyi yaşayanlardır. Melek rolüne bulaşmamaya gayret ederek, azıcık gerçekçi olalım ve işe egomuzu kontrol ile başlayalım. İçimizde ön plana çıkan olumsuz hisleri, tepkileri farketmek, üçüncü kişilerin gözüyle kendimize bakıp eleştirebilmek önemli adımlardan biridir. İyilik ve kötülük sonradan var olmazlar, yaradılışımızla birlikte özümüzde, hamurumuzda yer alırlar. Bu zıtlık heran içimizde yer değiştirebilmektedir. Gel gitlere karşılık irade, vicdan, ahlak, kişisel değerler gibi kontrol mekanizmaları geliştiririz. Zaman zaman bu mekanizmaları gönüllü ya da gönülsüz kullanmaktan vazgeçtiğimiz durumlar olabilir. Kimse mükemmel değildir. Kimse melek de değildir. Bunu iddia eden pek de doğru söylemiyordur. İfadenin doğru şekli bu yolda belki samimi çaba sarfediyordur.Zıt kutuplardan hangisi ön plana çıkarılıp beslenirse, o kuvvetlenip gelişecektir, ve SEVGİ İYİ OLAN OLUMLU DİŞİ BEYAZI daha çok sever, gözetir. Bireyin en önce kendisi ile olan savaşına nokta koyması gerekir. Mutluluk için bu şarttır. Birey enerjisini kendisi ile savaşmak yerine, daha yapıcı ve olumlu konularda kullanmalıdır. Bu savaşı sona erdirecek yöntemleri bulması şarttır. Çözüm her ne ise önce bunun bulunması gerekir.

Aile ile ilgili sorunlar sona erdirilmeli, dargınlıklar ortadan kaldırmalıdır. Sonradan pişman olunacağı hissediliyorsa şayet, yol yakınken sorunun üzerine gidilmelidir. Bu tür davranışlar kişinin içinde, beyninde sürekli bir düşünce gelgitine neden olur, bu gelgit Evren ile olan alışverişi sekteye uğratır. Yakınlarımızla kavga halinden uzaklaştığımız anda üzerimizde hızla artan bir pozitif etki olacaktır. Sonuç bize çok kısa sürede yansır. Küskünlük varsa eğer, buna hemen son verilmelidir. Tüm bunlar beraberinde bazı “kendi ile kavga etme hallerini” zaten sona erdirecektir. Kişinin kendine olan düşmanlığına son vermesi önemlidir. Bunun için yöntem çok kolaydır. Kendinize düşman olmanıza sebep olan şeyleri yapmaktan kaçınmak, birarada olmaktan uzaklaşmak, yani disiplin. Kişisel iradeyi devreye sokan, zorlayan bir durumdur bu, disipli eylemler kişinin kendine olan saygısını ve güvenini arttırır. Stresli ortamlardan, insanlardan uzak durmak gerekir. Olumsuz tavır sergileyen kimseleri hayatınızdan çıkarmak en önemli adımlardan biridir, esprili, komik konularla ilgilenmek, gülmek, özel zamanlarınızda güzel, sevdiğiniz hobilerinizle ilgilenmek, kısaca sizi mutlu edecek şeyler yapmanız enerjinizi çok yükseltecek, olumlu bakmanızı sağlayacak, Evrenle olan diyaloğunuzu kuvvetlendirecektir. Kendini beğenmek ile sevmek birbiriyle alakası olmayan iki farklı konudur. Kendini beğenenlerin tavırlarını bizler itici, sevimsiz, kaçınılası buluruz.

Birini sevebilmek ya da şöyle diyeyim; insanın kendisini sevebilmesi gelinen en güzel noktalardan biridir. Her şey insanın kendisini sevmesi ile başlar, kendisini seven bir başkasını da sevebilir. Sevgi nefret etmek gibi bulaşıcı, çoğalarak artan bir duygudur. Ancak sevmek; nefret etmekten daha zor elde edilir. Nefret çabuk ortaya çıkar, yüzeyseldir, ilkel benliğin “id’in” içinde yer alır. Yiyeceği elinden alınan yırtıcı bir hayvanın karşısındakini düşman olarak algılayıp onu yoketmeye kalkması gibi bir örnek verebilirim buna. Nefret bu denli basit tariflenebilir bir şeydir. Yumuşak olmak, sevecen olmak, anlayışlı olmak, hoşgörülü olmak, dostluk göstermek, sabırlı davranmak, hakkını karşıdakine vermek, paylaşmak, tok gözlü olmak, çok konuşmamak, kıskanmamak, olaylara olumlu bakmak, dinlemek çok basitmiş gibi görünmekle beraber uygulamada pek de gerçekleştiremediğimiz eylemler ve de tepkilerdir.

Bugünden itibaren kendinizi daha çok sevdiğinizi umarak, eşi olmayan bekarlara eşlerine en kısa sürede kavuşmalarını diliyorum.

Doğumgünümde beni arayıp soran harika dilekleri ile mutlu eden, enerjime enerji katan tüm sevdiklerime, Cuma akşamı beni çığlık çığlığa şoklara sokup, sürpriz parti düzenleyen çılgın arkadaşlarıma ve bu partiyi organize eden Oldes’e sonsuz teşekkürler.

Sevgiler,

İlknur Kırbaş

15.03.2011

16:34

Leave a comment

Filed under YAZILARIM

Bu Aralar Tüm Masallar Doludizgin ve Kusurlu….

Saçını taramak zordur mesela,
Zordur kimi zaman “günaydın” demek..
Bir “merhaba”nın bile kabul edilmediği anlarda gülümsemek..
Suçunun ne olduğunu bilememek…
Yıkılmak ertesinde, tüm olup bitenlerin ardından gelen cevapsız aramalara,
Sebepsiz ağız bükmelere?

Yapmam gereken “yeter artık” demekti..
Sandım ki dünyanın sonu gelecek ve ben altında ezileceğim,
Beni oradan buradan arayan numaralara “yeter artık” derken saat başı..
Sana ” bunu yapamadım” …..
Bir o kadar da; “ne için yeter, neyin yeteri” bunun cevabını kendime bile veremezken…

Zordu her şey çok zordu,
Ceketimin düğmesini iliklemek zordu..
Hayır çoraplarımı giymek daha zordu….

İlknur Kırbaş,
29.06.2012; 10:39

Leave a comment

Filed under SIIRIMTRAK, YAZILARIM, YOKLUGA

Yaş İşler Bunlar

Her daim genç olduğum bir yaştayım…
Bana “büyüdün, yeter artık” dediler.
Yok dedim “hiç öyle şey olur mu?”
Ben daha yolun en başındayım.

İlknur Kırbaş,
09.06.2012

Leave a comment

Filed under AZICIK ELESTIRI

Bol tesadüflü, hayret edilesi 2011 ve Çok Yönlü Blog Ödülleri

Yemin ediyorum ki;

Gerçekten yemin ediyorum ki; 2011 senesi ikinci kez yaşayanacak diye ödüm kopuyor, hani olur mu olur, bakarsınız zaman durur, biri alır o saati, 365 gün geriye sarar.. Aman ha, önce herkes söz versin, kendisi için iyi geçen 2011’i lütfen bir daha çağırmasın…. Gözünüzü seveyim, 2011’i daha kötü geçirenler olmuştur belki, onları da bir düşünüp hal hatır kıymet bilmek lazım gelir..

2011 yılına girerken bir yazı yazmıştım, harbi itiraflar doluydu o yazı, bir o kadar da verilmiş sözlerim vardı.. En önemli sözlerimden biri kitap yazmak konusundaydı.. Bu konuda kendimi affedebilirim, kitap yazmadım ama kıymet bilip, yazılarımı bir blogda topladım ve yazdıkça da ekledim, hiçbir düşüncemi kendime saklamadım. Yazmak beni rahatlattı, paylaşmak da özgürleştirdi.. Okuyanların olumlu geri bildirimleri beni çoğunlukla hayretler içerisinde bıraktı. Oyasaki; ben kendimce içimi döküp aslen zırlayıp duruyordum.

Maalesef en güzel, en vurucu cümleler ağlak anlarımda çıkıyor, hele ki krize girmişsem ne yazdığımı, ne dediğimi hatırlamıyorum, altına imzamı atmasam kendime ait olduklarından asla emin olamam. O cümlelerin şiirselliği, ve dokunaklığı bir sonraki okumada evet beni yine sarsıyor, sızlatıyor, zırlatıyor, bu tekrarları yaşamak çok da zor geliyor, titreşimleri o kadar kuvvetli oluyor ki, yazdığım andaki karmaşıklığa anında geri dönüyor, tekrar kendimi toparlama sürecine girmek zorunda kalıyorum.

Tüm bu ağlak hallerimin dışında, isyan halinde ve tepemin bir hayli attığı anlar da oluyor, evet yine duygusal, yine tepkili, yine derinlere dalmış oluyorum..Tepkisiz kalamıyorum ve yazıyorum..

Ha, kafalar karışmasın diye eklememem lazım, herhangi bir konuda fırsat bulduğum ve bir hayli biriktiğim, dolduğum anlarımda yine yazasım geliyor. Az bir dur be kadın, yok, o da vardı, bu da vardı..Ha şunu da demem lazımmış, aman burası eksik olmuş, bak gördün mü neleri atlamışsın yine…. Alıyor başını gidiyor, bitmek bilmiyor.

Neyse; bu yazıda aslında yazılması gereken 3 konu var;

1. Dumur motorları MİM’im
2. Çok Yönlü Blog Ödülleri..
3. Kendimle ilgili belki de sonu gelmeyecek itiraflar

Birinci konuyla ilgili olarak “Dumur” diyemem, ki  Bir Yazarsam  Blog Yazarı Sayın Kamil Cengiz Bey’den söz almıştım, başka bir konu var onu paylaşayım demiştim..

Şimdi onu anlatacağım;

Bölüm I – Birinci Söz’üm ( Yani MİM’im);

Referandum’un ertesinde 13 Eylül sabahı beklemediğim bir sonuçla karşı karşıya kaldım, bir şeyler yazmam gerekti, bunu tetikleyen ise, çok büyük bir caddenin ortasında yaklaşık on tane genç erkek insanın (aslında çocuklardı), yoldan geçen genç kızlara, genç kız çocuklarına laf atıp, onları küçük düşürmeleri, taciz etmeleriydi.. İleride bu çocuklar bu toplumda birer rol alacaklardı, kız çocuklarına baskı yapmaya çoktan başlamışlardı bile, o gün sokaktaydılar, gelecek günlerde ise evde eşlerinin, kızkardeşlerinin, kızlarını, belki analarının yanında da aynı şeyi yapacaklardı..??? Buna çok takıldım… Değişim nerede, nasıl başlamıştı, bir kısmı kişisel gözlemlerime dayanan, büyük çoğunluğu ise okuduklarımdan algıladıklarıma, anlayabildiklerimi kapsayan “Ben Kim Oluyorum?” başlıklı yazımı karaladım..

Fransız ihtilalinden günümüze doğru yakınlaşmaya çalışmıştım kendimce…. Dedim ya, bir kısmını zaten yaşamıştım, yazı sırasında anılar canlandı, canlandı, caddelerde yaylım ateşine tutularak öldürülen gençlerin gazete haberleri, yaşadığım kabuslar aklıma geldi.. Hele bir tanesi vardı ki, her sabah okuluna giderken hayranlıkla seyrettiğim, güzelliği ile beni büyüleyen, hep yerinde olmak istediğim Gülay Başova..Öldüğüne inanamamıştım, ve gazetelerden defalarca okuduğum haberlerde benim hayran olduğum gencecik kadının öldüğünden bahsediliyordu… Yazı bittikten sonra, bir süre onunla ilgili konuları daha detaylı hatırlamaya çalıştım, hatta bir ara adını doğru hatırlayıp hatırlayamadığımdan bile emin olamadım.. Ta ki “Gülay Başova” benimle irtibat kurana kadar.

Aylar sonra bir mesaj geldi;

“İlknur Hanım merhaba;
Ben ODTÜ Endüstri Mühendisliği 1. sınıf öğrencisiyim. İzmir’liyim.
Böyle yazılara kendilerini tanıtarak başlar insanlar biliyorum, isim ve soyisimle. Ben Gülay Başova. Tesadüfi bir araştırma sonucu sizin yazılarınızda bulduğum o ismin, Gülay Başova’nın yeğeniyim.
Yazınızda bizden bir parçayı görmek beni ve ailemi çok duygulandırdı, sizinle paylaşmak istedim. Hatta sizi rahatsız etmeyecekse daha fazla şey bilmek isterim ben, belki bana halamı anlatmanız şansını elde edebilirim. Mail adresinizi bulamadığım için size buradan ulaşmayı deniyorum, lütfen mazur görünüz.
Sevgi ve saygılar.
Gülay Başova

Şoktaydım.

Oturduğum yerden kendimi birden geriye doğru attım, neye uğradığımı anlayamadım. Ne diyeceğimi, nasıl cevap vereceğimi, hiç bir şeyi bilemedim. Nasıl olurdu böyle bir şey, ben yıllar önce ilkokuldayken yaşadığım bir olayla ve kişi ile ilgili olarak doğru kişilere nasıl bu kadar kolay ulaşabilmiştim..?? Bu çok enteresandı..Bu olağandışı bir durumdu.. Bu şokum yaklaşık bir gün boyunca devam etti. Konuyu normalleştiremiyordum, çünkü normal değildi… Yazıyı yazdıktan sonra “acaba isimi doğru mu hatırlıyorum?” diye düşünürken, Gülay Başova’dan mesaj almak, yani Gülay Başova’nın yeğeni Gülay Başova’dan haber almak, inanılmaz, tekrarı belki de gerçekleşmeyecek mucizelerden biri oldu benim için..

Baba ve kızını mutlu etmiştim onlara sesimi duyurmuştum.. Bir çığlık atmıştım aslında, evet gerçekten bir çığlık atmıştım, ve o çığlık ulaşması gereken yere anında gitmişti.. Bundan daha önemli ne olabilirdi ki..?? Gülay’a mesajlar attım, telefon numaramı verdim.. İzmir’de oturdukları için Adana’ya geldiklerinde beni arayabileceklerini söyledim.. Bağlantıyı kurmuştuk artık :))

İlknur Kırbaş,
19.12.2011

İkinci ve üçüncü sözlerime yarın kaldığım yerden devam edeceğim..
(Çok Yönlü Blog Ödülleri, ve akıllara zarar itiraflar)

4 Comments

Filed under YAZILARIM