Tag Archives: ayrılık

Kimseler

Üniversiteden mezun olduğum yaşımda, umutlarla hayata kucak açmıştım.. Bir başka olacaktı herşey, herkes.. Kendimi Ankara‘da bırakacak, İstanbul‘da yeniden doğacaktım.. Heyecan, hareket ve bilinmezliğin büyüsünün çarkında bir oradan bir buraya, sevinçlerim havalara zıplatıyorken beni, bir mihenk taşının üzerinde oturmuştum.. Sonun başlangıcı, başlangıcın sonu.. Mihenk taşının üzerindeymişim.. O yaşımın öncesi kaybolup gitmiş, kaybolup giderken yerine umutların ve hayallerin ördüğü insan değil bambaşka biri oluvermişim.. Bunu daha yeni anlıyorum.. Çok yeni anlıyorum.. Bir kişi değilim..On kişi birden barındırıyorum içimde.. Lise yıllarındaki kimse, Üniversite yıllarındaki kimse, Ankara’dan ayrılan kimse.. ve limana yaklaştığını zanneden, halbuki okyanusun tam ortasına demir atmış, sağdan soldan gelecek fırtınalara karşı hazırlıksız, bilmeden, “sakinim, huzurluyum” aldatmacasıyla hayata yeni yeni gözünü açmaya çalışan İSTANBUL KİMSESİ !!!! Continue reading

Leave a comment

Filed under YAZILARIM

Bakla Tarlası (Orijin-II)

Kadıköyün merkeziden sarı dolmuşlara binip Modanın içinde Bostancı’ya gitmişliğiniz varsa; adı Bakla Tarlası olan bir bina görürsünüz, Şifa’ya dönmeden, Yoğurtçu Parkı’nın biraz yukarısındadır. Binanın isminin Bakla Tarlası olması genelde herkesin dikkatini cezbeder ve merak uyandırır? Niye Bakla Tarlası… demişler, diye. Ev sahibime sordum. Orası bir tarla imiş ve bakla yetiştirilirmiş. Üzerine binayı dikince binanın adına da Bakla Tarlası demişler.

Evden ayrıldığımda küçücük bir kamyonetin içine zar zor sığan garip bir koltuk, bir demir somya, iki tane kahve fincanı, birkaç tane çay bardağı, çatal bıçak.. Gidişim böyle oldu.. Gidemezsin dediler, ben dinlemedim gittim.. Bodrum kat…Işık zar zor içeriye giriyor, lakin cümbüşün içerisindeyim. Kadıköy, Moda, Bahariye Caddesi ayaklarımın altında, sıkılmak yok.. Her şey çok hareketli.. Bordo renkli ucuz bir döşeme halı aldım..İstanbul soğuktur.. Bodrum katı daha da br soğuk.. Garip küçük, hatta komik perdelerim halının rengi ile uyum sağlıyordu. Bu da çok hoşuma gidiyordu. . O evdeyken hiç unutmam Elvin Azar’ın dünya eksenin kayması ve burçların aslen farklı aylara denk geldiğini anlatan yazsını okumuştum.. Düzeltmeler için yardım istemişti.. Ne demek seve seve.. O zamanki bilgisayarlar şimdiki gibi değildi haliyle. Dial up garip bir internet bağlantısı, napster henüz yaygın değil..Çok da yeniydi ve bilinmedik bir yığın konu içeriyordu dünya, internetden tuhaf ilginç sesler geliyordu.???? Bir kedim vardı, bir arkadaşımın takma adını vermiştik ona..KEK…Kek oraya bayılırdı.. Bütün gün sokaklarda gezer akşam saatleri yaklaştığında benim gelişimi beklerdi. Hınzır KEK. İnatçı KEK.. O da beni terk etti sonra..Bir daha hayvan beslemedim, yokluğunu kabullenmekte zorlandığım ilk kaybım bana bu dersi öğretmişti.

Devam edecek
29.06.2010

Leave a comment

Filed under YAZILARIM

Adana yolcusu kalmasın

Masallar hep güzel olur değil mi…
Güzel bir masal anlatacağım sana,
Kahramanı ben olayım mı izninle,
Ben olmasam da kıvır kıvır sarı saçları olan bir kız canlandır gözünde,
Ha o kahraman değil ama,
Sadece bebek…
Yemyeşil bir tarlanın ortasında babasının kucağında,
Dünyada olduğunu algılayamayacak kadar bebek ama canlı,
Bilinci yerinde ileride hatırlayamayacağı ama onu yönlendirecek bin türlü anıyı biriktirerek,
Güzel bir bebekmiş…
Doğduğunda gözleri mavi imiş…
Sonra değişmiş,
Dönermiş bebeklerin gözleri ama bu da tanrının işlerinden biri yine,
Neyse konu değişmesin,
Mavi göz ne demeye başka renk oluyorsa,
Maviyken gözün rengi oluyor kahverengi…!!!!
Bebek annesinin kucağında,
Babası yanında,
Olabileceği en güvenli yerde, beraberler,
Hatırlamıyor ama yaşı otuza geldiğinde sora sora çözüyor her şeyi…
İçindeki huzurszuluğun nedenini bilemiyor,
Koskocaman bir bilinmez gerçek olduğunu hissederek,
Annenin kucağında,
Babası yanında,
Otobüs adanaya giderken,
“Adana yolcusu kalmasın!!!”,
Muavin son kez bunu derken,
Kıvır kıvır sarı saçlı bebek,
Anne kucağından birden bire anneannenin kucağına bırakılıyor,
ve annesi ile babasının muavinin son çağrısına itaatine şahit oluyor,

İlknur Kırbaş,
04.05.2010

1 Comment

Filed under SIIRIMTRAK, YAZILARIM

Karadeniz

Son iki saatir yalanlar uydurdum, başka şeylere baktım..
Son iki sattir koca koca cümleler bağırıyor..
Yalnızsın işte, bir hayat kurmaya çalıştın ve o hayat senin istediğin gibi olmadı..
Azıcık bir çaba bekledin?
BEKLEMEYECEKTİN..!!
Bekleyip de umduğunu bulmayanların sonuyla çarpışıyorsun şu anda.
Şanslısın kızım bunu iki saatde anlayıverdin..
Bravo sana..
E tabi geçmiş  koca seneleri yok sayarsan; elbette iki saatte dank etmesi ne büyük bir lütuftur.
İki saatim dolmaya yüz tutuyor. Kahrolası umut “sen merak etme asıl süre dolmadı, “ha-ha-ha” şaşıracaksın havalara uçaksın!!! sözleriyle beni dizginliyor..
Ama bir silikleşti, bir söndü, sesi daha az çıkmaya başladı..
Dalgalı bir denizde yüzmeyi bilmediği halde yüzerim diyen cahil cesaretli umutlarım, olacağını sandığım herşey..

Karadeniz’in bir öyküsü vardır;

Karadeniz adı kara, dibi balçık dolu, iki adım ilerlersin, suyun boyu seni geçer, karadenizde yüzmek cesaret ister, nice yüzme bildiğini sanan delikanlıyı, kadın erkek, kendine çekip bir anda yutuvermiştir.. Büyülü işte, gir kıyıdan bak, içindeki capcanlı rengarenk minik balıkları gördüğünde ilersinde ne var acaba? İlerisini de görmeliyim dedirtir adama…Karadeniz bataklıktır aslen, deniz de değildir bence, dibinde onca çamur, toprak, karmakarışık dokusuyla bir de deniz olmuştur, suyu tatlıdır, boğazı besler, Akdenizin tuzundan hiç hazetmez, kendini Akdenizin suyuna karıştırmaz, bu yüzden de bir kibir, bir kibir. Marmara’nın zamanı Akdenizin tuzu ile Karadenizin çamurunu karma etmekle geçer, lakin beceremez, onlar kendilerini o kadar uzak tutarlar ki birbirlerinden, marmara şaşırır kalır, başka bir şey olur, akıntının alası çıkar ortaya, bu çaresizlikte bilen bilir, marmaranın elinden gelen bir şey yoktur. Tüm bu curcunayı karadeniz çıkarmıştır. Akdeniz masumdur seni beni hep eğlendirir, sakin sakin hayatın tadını çıkarttırır insana. Suçlu karadenizdir.

Karadeniz karşımda…

E o öyle..
Karadeniz bilirim ben seni,
Seni bilmezlikten geldiğimin son satırlarıdır…
Sen öyle kalacaksan,
Ben bir su damlası, koca denizi ne neyleyeyim..?
Ya ona karışırım,
Ya yağmur olur başka bir toprağa düşer bir tohuma can veririm.
Kabulümdür.

İlknur Kırbaş,
04.06.2010

Leave a comment

Filed under SOZ BAZARI, YAZILARIM

Ayrılamamak

Ha yalnızsındır, ha hayırsız ve duyarsız bir eşiniz vardır, ikisi de aynı şey değil midir?
Değildir. Hatta yalnız olmak  hayırsız ve duyarsız bir eşin üzerinize bindirdiği ağırlıktan daha hafif gelebilir.Ama eşi olmayan yalnız olduğu için başını koyduğu yastığı yanında ikinci bir yastık olmadığı için gözyaşları ile ıslatır ve ona biri varmış gibi sıkı sıkı sarılır, eşi olan ise, bir zamanlar yanınbaşındaki yastıkta uyurken seyredaldığı eşinin boş bıraktğı yere elini atar atar da durur, yoktur, orada biri yoktur artık. Yastığı yumruklar, bir daha yumruklar, o yastıkta “O” yoktur artık.. Uyuyamaz.. Oracıkta yanıbaşında varlığını deli gibi aradığı, git, artık seni istemiyorum dediği eşi yanında olmalı mıdır, olmamalı mıdır? Buna dayanacak gücü var mıdır, eskiye dönmeli midir? O yastık boş kalmasın diye, güneş doğduktan sonra olmuş olan, ya da olacak olan zaten bir kahin gibi bildiği her şeye katlanmaya  devam edebilecek midir? Çok zor bir karardır bu?. Güneş doğduğunda yeminler eden, karanlık odada yalnız kaldığında yanıbaşındaki boş yastığa tahammül edemez hale gelince, hayatın belki de en zor anlarından birini yaşamaya başlar.. Bu işler işte bu kadar zor ve ağır durumlardır.. O nedenle yalnız olup da öylesine yastığına sarılıp uyumak ve sonrasında, gün doğduğunda, her an yeni  heyecanların olabileceği, kısıtlanmamış ve daha az sorumsuz bir hayat böylesi bir durumla asla ama asla karşılaştıralabilecek şeyler değildir…Bekara koca da, karı da boşamak kolaydır.. Eşlerine yıllarını, ömürlerini, çocuklalırını vermiş, kadın erkek tüm dostlarım için.. Eski sayfaları kapatalım artık derim.. Ölümler de oluyor.. Ölümlerin acıları da geçiyor.. alışıldık hale geliyor. unutmanın en güzel yolu, tekrarlara gitmemek ve bizi aynı düşünce girdaplararına sokacak tetikleyicileri kafamzıda harekete geçirmemek.. şehirler,eşyalar fotoğraflar, kıyafetler, arabalar, beraber gidelen yerler çok fazla anı barındırır ve bu anılardan bir süre uzak kalmak kaçış için değil iyi olmak için gerekli sağlıklı yöntemlerdir. İşe yaradığını biliyorum.. Özellikle fotoğraflardan uzak durmanın çok işe yaradığını söyleyebilirim.)
Sevgiler.

İlknur Kırbaş
01.11.2010

1 Comment

Filed under YAZILARIM