Ahlaki/ Moral/Herhangi değeri olmayanlar

Ahlaki/ Moral/Herhangi bir  değeri olmayan kimselerden uzak durunuz.

Kendi algıladıklarımızla sınırlı olan, aslında gerçek olmayan “gerçeğin” varlığını sorgusuz sualsiz kabul etmek ve bu fikri keskinleştirmek bizi yanılgılara götürecektir. “Gerçek” gözle görülebilen, sayılabilenden ibarettir. (var olanın yok olmasına şahit olmak, görmek.) Ve gerçeklere yargılarımızla ulaşmamız çok zordur, gerçek olanı görmeliyiz, anlamalıyız, tecrübe etmeliyiz, düşünce ile sorgulayabileceğimiz ve kayıtsız şartsız varlığını kabul edebileceğimiz varlığını beş duyumuz ile algılayamadığımız kaç tane gerçek vardır? Tanrı dahi kendisine inanılıp inanmama seçimini insanın iradesine bırakmıştır, kendini anlatmış, ifade etmiş ve bizi bilgilendirmeye gayret etmiştir, ancak bu seçimde zorlama olamayacağının altını da defalarca çizmiştir.

Bu nedenle kendi kendimize oluşturduğumuz yargılarla GERÇEĞİ sorgulamaya kalkmak doğru değildir. GERÇEĞİN varlığı, kabul edilebilirliği, bilim ile açıklanabilir ve anlaşılabilir olmalıdır.

Kişisel yorumlara sebep olan bir olgunun GERÇEKLİĞİ algılayabildiklerimizle sınırlıdır. (İyi insan, kötü insan..) Bu algı hem doğru hem de yanlıştır. Sınırları sebebiyle yoruma bir hayli açık ve değişken olabilmektedir. Zaten sınırlar yorumlanabilir olması nedeniyle vardır.

Bu algılardaki yorum farklılıkları doğal olarak insanlar arasındaki anlaşmazlık, çatışma hallerini ortaya çıkarmaktadır.

Önce anlayacağız, sonra konuşacağız, yargılamayacağız, eğer ortak bir noktada hemfikir olamıyorsak birbirimizin yolundan çekileceğiz, herkes ile anlaşmak pek tabiki mümkün değildir. Aksini düşünmek, varsaymak fazla hayalperestlik olur.

Kendini bilmek kişinin sadece KENDİSİ ile ilgili olan konularda net olması demektir. Yani tüm olan biten her bir şeyde akıl sağlığı yerinde olan bir kişi sadece kendisi ile ilgili düşünce, bilgi, davranış, karakter gibi konulardan emin olabilir, en doğru şekilde irdeleyip sonuca ulaşacağı ve geliştirebileceği tek bilgi yine kendisindedir. Yaptıklarının ve yapmadıklarının cevabını bir tek kendisi verebilir.

Kişinin kendisi dışandaki KİMSELERİN eylemlerine, düşüncelerine, davranışlarına yorum getirmesi, kendisi için yapacağı yorumdan her zaman daha zor ve doğruluğu tartışma götürecek şekilde şüpheyi gerektirir. Diğer kimseler hakkında fikir yürütmek yerine kişinin kendine dönük bir değerlendirmede bulunması yapılabilecek en akılcı şeydir. Bu iç mekanizma ile süregelen kendini bilme ve tanıma hallerindeki sonuç zaten kişiye illaki yansıyacaktır. Yansıması kaçınılmazdır. Kişinin ürettiği bilinçli enerji zaten yerini bulacak ve kendini anlatacaktır.
Ahlaki/ Moral/Herhangi bir değeri olmayan kimselerden uzak durunuz.
“Hakkında konuşulmak iyidir. Olumsuz, yanlışsa konuşmalar bu hakkında konuşulan  gibi olmak istediklerini ancak asla olamayacaklarını gösterir. Bir tür gizli hayranlık.. Ayrıca saçma sapan konuşulanlara itirazsız kulak kabartanların onlardan bir farkı yoktur. Kimin ne konuştuğunun hiç önemi yok. Biz kendimizden mesulüz“(Ebru Canoğulları)

Karşılıklı konuşmadan anlaşmadan kişinin kendi başına ulaştığı her sonuç “kendi olmasını istediği ve kurguladığı varsayımlardan öteye gidemez”. Birisinin hakkında konuşan, olmayan şeyleri varmış gibi anlatan aslında kendisi ile ilgili bir konuyu, eylemleri ve kurguları ifade etmektedir. Dikkat ettiği, üzerinde durduğu, açıklamaya çalıştığı her ne ise, aslında kendisinde olmayan, olamayan, belki de asla olmayacak bir şeydir. Kişi kendisinde olmayan bu şey’in peşine çoktan düşmüştür, ve kendisinde olmayıp başkalarında olan şey’lerin yıkımı için çaba sarfetmeye başlamıştır. Gizli hayranlık ile ilgili açıklama getirmek pek kolay bir şey değildir, ancak kişinin kendisinde eksik olan her ne ise bu eksiklik ile çok fazla iç içe olmasından mütevellit algıları da kendi eksikliğinin yönlendirdiği, motive ettiği doğrultudadır. İlgisini çeker, dikkatini cezbeder, kendisini bu eksikliğin varlığına pek fazla alıştırmıştır, eksiklik bitse dahi onu hissetmeye devam edebilir, çünkü eskiden var olan his artık ölçülebilen olmaktan çıkmış, yargıyı, niteliği bozmuş, ruhu istila etmiştir.

Uzak Durmalıyız, ama Neden?

Ahlakın, minimal düzeyde irdelendiği, sorgulandığı bir ortamda sizinle aynı manevi özelliklere sahip olmayan, moral değerlerden uzak, toplumda ayrıksı olacağım diye “SAÇMALAYABİLEN”, biriyle heran karşılaşmak mümkündür. Bu kişiler yaptıklarını, ettiklerini normal ve son derece yerinde görebilir. Tekrar ediyorum çok minimal düzeyde olan normlara/değerlere aksi olan hareketlerden bahsediyorum..

Asıl “kaybedecek bir şeyi olmayanlardan” korkmak gerekir şeklinde bir yorum geldi bugün. Çok doğru. kaybedecek bir şeyi olmayan insanlar, eksik yanlarını tamamlamayı bir türlü becerememiş ve doyuma ulaşmamış kimseler gibi istenmeyen sonuçlara sebep olabilirler. Kaybedecek bir şeyi olmayan insanlardan zarar görmeyi beklemek çok doğal bir sonuçtur. Eksik kalan bir yönü olduğunu düşünen ve bunu bir türlü tamamlayamayan, bu eksikliğin verdiği hislerden kendini kurtarmayı beceremeyen, diğer yandan negatif duyguları bir hayli gelişmiş ve kontrolsüz olan, kötülük yapma potansiyelini ortaya çıkarabilen ve bundan vicdanen rahatsız olmayanlar davranış şekli itibarıyla aynı sınıfa girer. Bu grup ile tanımlanan kimselerin herbirinin kendi içinde çok fazla benzer tarafları vardır. En çok benzedikleri nokta ise vicdanen herhangi bir rahatsızlık duymayarak bir başkasına manen ya da maddi olarak zarar verebilme güdülerinin ve kapasitelerinin mevcudiyetidir.

En çok gözlemlediğim ve anlamaya çalıştığım insan grubudur bu, öldürmez ama eziyet eder, bir başkasının kazanması, başarısı, medeni hali ona sürekli kendi yetersizliklerini hatırlatır, bu tür yaklaşımlar çok fazla beslenir ve yer ederse, kişinin doğalı haline gelir. Kıskançlık, nedensiz nefret bu tür sonuçları ortaya çıkaran ve tetikleyen duygulardır. Mutlu olanla mutlu olmayı beceremezler, etrafındakilerin mutsuzlukları ile beslenip esinlenirler. Bir başkasının mutluluğu onlar için katlanılamaz bir işkenceden öte bir sonuç olamaz. İlginç olan da kontrolü kaybetmiş olmaları nedeniyle bu çektikleri işkenceyi çok belli ederler, bu hisle yatıp bu hisle kalkarlar, normal hallerinden uzaklaştıkları için yaşadıkları bu çekememezliği öyle bir doğal ve alışıldık zannederler ki, dışarıdan bakıldığında ne kadar komik ve zavallı olduklarını söyleseniz, anlatsanız bunu onlara asla inandıramazsınız.

Her insan evladı, bir skalanın üzerindeki pozitif ve negatif uçlar arasında gidip gelebilir, nefret ve kıskançlık hiç olmadık anda kişiyi bulabilir. İnsanda bunu dengeleyen VİCDAN’dır. O vicdanın varlığını bir “iç sesle” hissettirir, ha bakın; Vicdan içsesini susturmak için, ne yaparlar, nasıl bir yöntem izlerle bunu anlamış değilim. Lakin bu tiplerde İNANÇ çoğunlukla ön plandadır, “Allah nasılsa bunun cezasını verecek, ben de verebilirim, çünkü ben haklıyım. Bu kişi bunu çoktan “HAKETTİ”. cümleciklerini muhakkak duyar veya gözleyebilirsiniz. Dini yönlerini çok fazla ön plana çıkarmalarındaki sebep belki bu VİCDANIN sesini dengelemek içindir. Çok fazla Allah’dan ve imandan bahsederler, yalan konuşmadıklarını iddia ederler, oysaki yalan söyleyip söylemedikleri konusunda kendilerine herhangi bir soru sorulmamıştır. Müthiş “İYİ” olduklarından bahsederler, yine iyi olup olmadıkları konusunda kendilerine herhangi bir soru sorulmamıştır. Bu yöndeki hareketlerinin haklılığını ısrarla anlatma derdindedirler.

Benim tahlil ve tespit mekanizmam çoğunlukla, kendisine sorulmadığı halde iyiliğinden, yeteneklerinden, inancından durduk yerde bahseden ve bilgi veren kişilere azıcık mesafeli durmamı sağlar. Çünkü onlar her cümlelerinin başına “AÇIK ve NET OLARAK” başlarlar, dünyanın en dürüst ve iyi insanından daha iyilerdir, daha dürüstlerdir.

Her zaman her yerde en çok doğru söyleyen ve bunun iddiası ile birlikte başkalarına ispat etme derdine düşen yine onlardır.”Haklı olduğum zaman geçtikçe anlaşılacaktır.” İşte tam olarak kendi içlerinde bunu diyebilecek sabır, idrak ve kendini bilme maalesef yoktur. Kişilerin arasını girip tarafsız görünerek birini diğerine karşı kötüleyerek ve bilgisini vererek ilişkilerde yıkım yaratma ve bozma çabasına girerler. Verdikleri mücadele sizin aklınızın alamayacağı şekilde önemlidir, ciddidir, çünkü onların işi bunu yapmaktır. Bu hal de benim için son derece ACINASI bir durumdur, Sonuçta hep gördüğüm, anlayabildiğim TEK BAŞINA KALMIŞ, YALNIZLIĞA MAHKUM, kafayı yeme halinde umutsuzca çabalayan, kendine bile hayri olmayan zavallılıktır. Bunların gücü olduğunda veya bir şekilde güç buldukları takdirde hangi yönden tehdit olabileceklerini tahmin etmek pek kolay değildir.

Dini yönden kendilerini ifade etmeleri güven kazanmak zararsız olduklarını ispat
etmek içindir demiştim. Akılcılıktan çok uzak olmaları nedeniyle; herhangi bir dini eylemde bulunduktan sonra, bir sonraki günaha kadar kendilerini arınmış temizlenmiş varsayabilmektedirler. Günahlarının bu kadar kolay affedilebildiğini düşünen ve anlayan Tanrı ile olan hesabını DİN ile kapatabileceğini görünce, neden bunu kullanmasın ki? Ha, Tanrı ÖZ’e bakmaz, yaratılan düşünceyle ilgilemez, kişinin af dilemesi, özür dilemesi ile daha çok ilgilenir öyle mi? Tanrı’yı kandırmak onun sığınması altında yine O’nun kullarını yargılamak bu kadar normal ve kabul edilebilir bir durumdur. Hatta Tanrı bunu hiçbir zaman bilemez, anlayamaz ? Bak sen şu işe..

ÖZ’dür asıl olan. ÖZ’ün varlığı ve koruması süreklilik ister, zarar gördüğünde muhakkak tamir edilmelidir, vicadanın doğru çıkan sesi ile yanlışlıklar defalarca gözden geçirilmelidir. İDRAK’ten kaynaklanan bir sorun varsa bu İDRAK EDİNCEYE kadardır. İdrak Etmek için de samimi bir çaba sarfetmek gerekir, bu çabanın da çok basit herkes tarafından uygulanabilir olduğunu söylemek pek mümkün değildir. Kişinin tüm bunları aşabilmesi için DOĞRU’yu arama ve bulma isteğinin çok güçlü olması gerekir. Aslında herkes ne kadar iyiyse o kadar da kötüdür, iyilik ve kötülük doğumla birlikte gelir. Farkındalık sonra gelişir. İyinin ve kötünün zaman zaman yer değiştirdiği bir ortamda ikisi arasında sıkışıp kalmak, şaşırmak, nerede olduğunu bilememek, karmaşık bir bilinç yaratacaktır. Evet işler karışmaya başlayacaktır. Zaten oldu bitti karışmaktadır.

Bu karmaşanın içinde olan kimselerin verebilecekleri zararı tariflemek pek mümkün değildir. Kimsenin bunlarla karşılaşmasını, nedensiz güvenmesini istemem. Ancak profesyonel düzeyde “YALAN” söylebildiklerini, ikna yeteneklerinin kuvvetli olduğunu unutmamak gerekir.

Ayrıca İnanç konusunda Kendilerini öyle bir noktada görmeye başlayabilirler ki; HİÇBİR ALLAHIN KULU ONLARDAN DAHA İNANÇLI OLMAYI BECEREMEZ, bu hükümden hareketle en çok inanan da onlardır, onların dışındakilerin inancı muhakkak sorgulanmalıdır. Tanrı YETERSİZ GÖRECEĞİ günahkarların cezasını zaten verecektir. Onların da benzeri bir cezayı verme, dilediklerini, istediklerini yapma hakları her zaman mevcuttur.

Sevgiyle kalın.

İlknur Kırbaş

21.02. 2011

3 responses to “Ahlaki/ Moral/Herhangi değeri olmayanlar

  1. eskan sarı

    bu devirde herkes o kadar iyi rol yapıyorki inan anlıyamıyorsun ilknur,kimin iyi olup kimin kötü olduğuna karar veremediğin içinde ALLAHA sığınmak ve iyi olmak iyilik iyiliği çağırır diye düşünmek bana göre en mantıklıısı geliyor.kim YÜCE OLAN ALLAHIN İSMİNİ kullanarak kalbinden kötülük geçirirse zaten onun en büyük engeli yine ALLAHTAN gelecektir.aslında kim iyi bir şey yapıyorsa başkasına değil kendine yapıyordur bence.yaptığı iyilik muhakkak gelip kendini bulacktır kişinin.ama her dindar olanı her ALLAHIN İSMİNİ dilinden düşürmeyenide asmamak lazım peşin hükümle,gerçekten ALLAH sevgisi olan insanlar var bu dünyada.

  2. eskan sarı

    Herkesin inancı kendinedir hiç bir kul baska bir kula ceza verme hakkına sahip değildir,bu kişilerin kıskançlığı çekememezliği de kendilerine zarar olarak gerii dönecektir,YÜCE YARADAN DİYORKİ (haset tüm iyi amelleri yok eder)ne kadar fecii bir şey oldugu burdan belli.inanıp inanmayanı kimse yargılayamaz bu ancak RABBİMİZİN kudretindedir.insan önce iyi bir insan
    olmalıdır ki iyi insanı herkes sever ALLAH DA SEVER kulda

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s