Son Tahlilde

Akşam alarmı kurdum. Biliyordum yine uyanamayacağımı.

Sabah alarm çaldı, “ertele” tuşuna dokundum, bir on dakika daha vaktim var. On dakika sonra kalkar, duşumu alır, kahvaltımı yapabilirdim.

Alarmı ertele tuşuna dokunmayı becerememişim, eve gelen temizlikçi kadının hışımla kapıyı açıp kapamalarından olması gereken saati geçirdiğimi anladım. Olsun yine de paha biçilmez güzellikte bu sorumsuzluk hali, tekrar dalıp gitsem uyanamasam, ben uyurken yeryüzünde hiçbir şey olmasa herkes beni beklese.. Ben bıkınca kalksam yerimden.

Saat olmuş 8:16, az bir durun. İki dakika daha geçti. Bir şeyler yüzünden kalkmam gerek ya, hadi hayırlısı. Sonra annemin sesini duydum. İşte gerçek alarm çaldı. Apar topar kalktım yerimden. Hızla kahvaltımı eder, sonra duşumu alır çıkardım ya…

Çayımı doldurdum. İnanmıyorum .. Babamı tahlil için hastaneye götürmem gerekiyordu ve bana dün akşam söylemişti. Ben ne yaptım? Unuttum. Amcamı aramış. Amcam gelmiş ve aşağıda bekliyormuş. Bana baktı, çok sert baktı, ben o kahvaltıyı yapmak zorundaydım ama.. Bana “amcan saat 8:30’da gelecek o saatte hazır olmasın” dememişti. “Amcanı arayacağım” da dememişti. Ben bunlardan habersiz saat dokuzda olacak şekilde düşünürken herşeyi. Bir de duş alamadan evden çıkmak zorunda kalmışım.

Ağzımı bıçak açmıyor. Duş almalıydım, bilseydim akşamdan alırdım. Ya kokarsam etrafıma? Hem de bu saçlarla, boyası gelmiş, altından beyaz beyaz bol telli. Saç olmuş bir püsür. Al bir süpürgeyi,bir de benim saçımı yanyana koy, arada fark yok.

E be kızım koskoca haftasonu ne ettin sen? Tam kırksekiz saati nereye harcadın, hayır neydi daha önemli olan, çok daha fazla zaman ayırman gereken şey? Şeyler?

Cumartesi akşam saat yedide uykunun gelmesi mi? Bütün gün oradan oraya yürüyüp durman, spora gitmen, sonra da yorulman, ardından iki adım ötede duran kuaför çok battı değil mi? Hani gitmemen gerekiyordu ona, yasaklanmıştı değil mi, yine son ana bırakılmalıydı, son ana bırakılmadığı takdirde kişiliğinle çelişecektin, sen sen olmaktan çıkacaktın değil mi? Bile bile yaparak, bu karşı çıkmaktan çok da zevk alarak, hayatında sonsuz kere yinelenen kısırdöngünün içine biraz daha kendini atarak, oradan çıkmamak için, sımsıkı sarılıp en derin kısmına geçişte aykırı bir durum olmasın diye, güçlenelim bu başı sonu belli olmayan dairenin içinde. Çok lazım. Hatta hayati.

Ağzımı bıçak açmıyor, çünkü gerçekten başedilemeyecek bir sorun ile karşı karşıyayım, hiç böylesi olmamıştı. Duş almadan evden çıkışmışım, saçlarım berbat. Hastaneye gidiyoruz. Tahlil yaptıracağız.

Onlarca hasta insan, aynı anda içeri giriyor, bazısı çıkıyor. Tekerlekli sandalyede olup, bir yanında çocukları olan o kadın. Eşi sürüyordu sandalyesini, çok da sertti. Vay be dedim kadın amma sertmiş.

Ama nereden bilecekti ki o sandalyeye bağlı kalacağını.

tahlilNeredeyse 90 yaşına gelmiş bir teyze tek başınaydı, yanında berisinde kimsesi yoktu, ayakta duruyordu, amcam genç bir adam olarak ona yerini verdi. Babam ise bu kadar hasta insanı birarada görmekten bir hayli gerilmiş durumda. Tansiyon ilacını aldı mı acaba, bu gerginlik onun tansiyonunu yükseltmez umarım. Kalın çoraplı biri geçti önümden, o kalın çoraplarla terlik giymişti. Bense göz koyduğum çizmeyi alabilir miyim, almaz mıyım derdindeyim. Üstü kalındı allahtan ve bence kesinlikle üşümüyordu. İnsan kalabalığı içeriyi çok fazla ısıtmıştı. Sıramız 291, kümatik 170’lerde. Hesap yapıyoruz sürekli saat kaç gibi bize sıra gelir, televizyon ekranını seyreder gibi heyecanla sıraları takip ediyoruz, gözümüzü hiç ayırmıyoruz oradan.

Küçülmeye başlıyorum, duş almamışlığımın gerginliği silinmiş, bir izi dahi kalmamış artık bende.

291. sırayı elde etmeden önce barkod almak için polikliğine gitmiştim, sıraya girdim. Benimle aynı zamanda sıraya giren bir cengaverden hayat dersimi aldım. Kadın aştı kendini konuşuyor da konuşuyor. Neden mi? Ona “ sıra için bu kadar öne atlayıp yaygara yapmasına hiç gerek olmadığını, zaten benden önce işlem yapmasının benim için çok önemli olmadığını “söyledim diye. Bana “açıkgöz” dedi . Ah dedim “şu ülkede eğitimli insan sayısı bir artsa”. “Evet, artsın” dedi. E, ben senin için diyorum be kadın. Bıktım sizin gibi insanlardan. Baktım susmuyor, kocasına şöyle bir bakıp, “ sustursana şunu, çok gereksiz konuşuyor” dedim. Bizim yerleri gökleri inlettiğimiz kadın hakları duruşlarımıza tam ters bir durum, adam bana baktı, hem de acı baktı. Sadece baktı. “Tamam hadi konuşma daha fazla” diyemedi karısına.. Demedi değil, diyemedi işte. Belki karısından dayak bile yiyordur ne bilim. Bu dünyada yaygaracı olmak gerekiyormuş, bir kez daha anladım. Ortalığı ayağa kaldırman lazım gittiğin her yerde. İnsanlar işlerini güçlerini bırakıp sana dönsünler, önce seni görsünler . Bir laf vardır “ağlamayan bebeğe meme vermezler”, işte tam olarak bu..

Şimdi azıcık ara.

20.01.2014

İlknur Kırbaş

Leave a comment

Filed under YAZILARIM

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s