HOCALIK DENEN MİLLΠMESLEĞİMİZ

Bu konuyu ilkin ben de çok önemsememiştim. Sonra bir baktım ki, kimsenin yıllardır çözemediği “Bu ülkenin eğitim sistemi ne olacak?” sorusunun yanıtlarından biri elimizin altında. Üstelik de çok kolay yapması, size de izah edeyim:

İlkokuldan mezun olduğumda, birisinin bana artık büyüdüğüm için öğretmenlere “öğretmenim” değil de “hocam” şeklinde seslenmem gerektiğini söylediğini anımsıyorum. Sahi, neydi o bir ağızdan “öörtmenim, öörtmenim”ler? Söylemesi de zor, dört hece öğ-ret-me-nim. Oysa “hocam” öyle mi, iki heceyle işi çözüyorsunuz, üstüne üstlük büyüdüğünüz de tescilleniyor. Zaten anne, baba gibi önemli isimler bütün dillerde en fazla iki heceli değil midir?

Öğretmenimden, hocama geçişimin mutluluğu epeyce bir sürdü. Sonrasında hocalarımın sadece bir tanesini kendisi kadar sevsem de, arada rastladığım ilkokul öğretmenime seslenmekte zorlandığım hâlâ aklımda. Artık büyüdüğüm için “öğretmenim” demek olmaz; “hocam” demek hiç olmaz, o bir ilkokul öğretmeni. Öğretmenim sözcüğü artık tarihe karışmıştı.

Üniversiteye başlamamın ilk haftası, bir mezunu olarak yengem beni ODTÜ’ye gezmeye götürdü. Nizamiyedeki görevli ile…

View original post 790 more words

Leave a comment

Filed under YAZILARIM

Canon in D

Şehirlerin birinde, çok önemli olmayan olayların olduğu sadece anıdan ibaret kalsın diye yaşanmışlar devam ederken, seninleydim Canon in D..

Dersleri, projeleri bırakıp, duyabileceğim yükseklikte açtığım ses ile beni içine alan o şeyin ne olduğunu bilemeyerek sana takılı kalmıştım.. Baştan sona, en baştan yine sona.. Bitmek bilmedi.. Barok sevmediğimi cümle alem bilir. Bunu dememe gerek yoktu. -Demiş oldum artık.- Balkona çıkardım, açık havada çok iyi gelirdi. Ruhumda müzik süzülürken yıldızlara bakardım, hafifleyip tüm evrene eşlik ederdim.

Geçen akşam yine aklıma düştün. Sana başladım tekrar. Sonra yine aynı döngünün içine girmeyeyim diye bir, iki dinleyip devamını getirmedim. Unutayım dedim.. O zamanki kişi ile aynı kişi değilim, artık ihtiyacım yok, bir de anılar canlanıyor ya. Korktum. Dinledikçe ilk hatırladıklarımın arkasından aklıma daha neler neler gelecek diye korktum ve dinlemekten vazgeçtim. Kendime döndüğüm bu süreçte bir çok şeyden, olaydan, olgudan, kişiden uzak kalmaya çalışırken Canon in D ile geçmişe dönmek pek doğru olmayacaktı.. Bıraktım akışına, onu da serbest bıraktım, kendimi de.

Az önce başka bir yerde, başka bir anda, tüm dikkatimi alakasız bir yerde odakladığım sırada Canon in D çalmaya başladı. Bir saat boyunca ara ara kendini hatırlattı. Bir sebebi olmalı dedim. Sonra hiç bir sebebi yoktur, ne olabilir ki diye de sordum kendime.. Her şeyi kapattım. Tüm dünya ile ilişiğimi kestim. Uyumak için uzandım. Kafamda Canon in D beni çağırıyor. Beraberinde sözcükler de yaz diyor. Cesaretim olmadığı için o sözcükleri buraya aktarmak istemiyorum.. En azından daha az dürüst davranarak, çok fazla açık etmeden şunları demem lazım;

Hissediyorum, algılıyorum, anlıyorum. Hatalar ve günahlar ayrı şeyler. Günah da yok ya. Onu da geçin, uzun ve karmaşık cümleler kurmak istemiyorum.. Benim o gördüklerim, bana sunulanlar neydi, o sonuca ulaşmak için nasıl aşamaların olması gerekiyordu, çözmeye çalışıyorum.. Kimsenin anlayabileceği belki de algılamayacağı bir yöntemle çözmeye çalışıyorum. Doğrudur, gizlim saklım var. Anlatmak ile de mesul değilim. Ben kötü biri değilim, en kötü olduğum zamanlarda bile kötü değildim. Bir çıkış yolu bulacağım. Tıpkı yıllar öncesinde bir rituelin içine sokulduğum o anlardaki gibi gökyüzüne bakarak ruhumu uçuran zamanların birindeyim, anlar birikiyor, saatlere, günlere, haftalara dönüşüyor. Sonrasında da tüm bunların adına senin hayatın diyorlar 🙂

Soru sorulursa cevaplarım, sorulmaz ise açıklama yapmam. Değer verdiğim her şeyin peşinden koşarım. Şimdi kendimin ve sevdiklerimin peşinden koşuyorum, hataları düzeltmeye, doğrulamaya, ağzımdan çıkan kelimeleri anlamlandırmaya, yoluna berisine, gerisine sahip çıkmaya çalışıyorum. Tekrar doğacağım belki, kim bilir? Tekrar Canon in D’yin dinlediğim o yere döneceğim. Bakacağız, göreceğiz. Kırgınlığı ve öfkesi olanların beni doğru anlamadıklarını ve tüm bunların benim kötülüğümden ya da deliliğimden kaynaklanmadığını bilmelerini isterim. Hataları düzeltmek lazım.. Özgürleşmek için önce kendime karşı iyi davranıp değer vererek aynı mesajları diğer kırgınlara da ulaştırmak istiyorum.. Gerçekten yok edilesi biri olmadım, hiç bir zaman.. Ayakta kalmayı bir şekilde başardım, yöntemlerini çok iyi bilmesem de şans benden yana idi.

Verdiğim sözleri tutmak isterim.

Ulaşamadıklarıma da gidecek bu yazılanlar, söyleyebileceğim tek bir şey var, kalbinizi kırdıysam, sebebini bilemediğim bir nedenden dolayı öfkelendirdiysem, kendimi olduğumun dışında farklı bir insan gibi gösterdiysem bu benim hatamdır. Özür dilerim.

O kapıdan geçmeye hazırım.. Benimle gelmek isteyen?

08.08.2017- İK

 

 

Leave a comment

Filed under YAZILARIM

Yakamoz

Radikaller, köktendinciler düşünen insani sevmez, dikte ederler.. Hele ki kadinsaniz, önce feminist yaftasini yersiniz. Cocuklugumdan beri feminizmin ne oldugunu bilmedigim halde, feminist soylemlere hic bulasmadigim halde, yetistirilis tarzindan midir, nedir, bilmiyorum; hep feminist yaftasini yedim. Feminizmin herhangi bir argümanında rastgele, öğrenilmis caresizlik ile bana sunulmasinın ardindan hep şu soruyu sorup durdum; ben feminist miyim? Neden insanlar bana boyle seyler soyluyor?

Erkek dusmanligi seklinde algilara yerlestirimis bir kavram oldugunu anlamak cok zor degildi. Kadin haklari savunucusu olarak ustatlarla bu lugati degistirmeye calistik.

Sorun bu da degildi.

Kavramlarin benzeri şekilde ilişkilendirildiği başka başka beyinler de vardi..

Herkesin sahillerde vucudunu sergilemekle mesgul oldugu 14’lu yaslarimda ben gunesten kacarken Kemal Tahir’in Devlet Ana’sindaki saman rituelleriyle ic iceydim. Ya da dolunayın, yakamozlarin pesindeydim. Yanimda da keyfini tam sureyim diye dinledigim muzikler.. Dalgalarin sesiyle dolunay ışığının denize tam vurdugu anlarda, tum bunları duyumsarken ben niye feminist olmuştum? Anlamak mümkün değildi.

Simdi sunu der, bunu bilirim, karsimda durana her zaman verecek bir cevabim vardi, aile buyuklerim bu yonumu cok iyi bilir.. Peki bana feminist diyebilme curetine gosteren ve bir kadindan dogma er kisi-kişilere sormak lazım; “sana senin anan ne ogretti, ya da öğretemedi???”

Bugun bu noktalara geldiysek en buyuk suc kadinlarin ve kadinlar sorguladikca “erkek dusmani” oldugunu oğullarının, kızlarının kafasina kodlayan anaların, babaların…

Çok anlık ve hızlı olarak cepten yazdım. Yazim hatalari duzeltilecek. Tesekkurler. IK-16:39

Leave a comment

Filed under YAZILARIM

Kehanet

Sevgiler vardı, çok çok derinlerden gelip sonra sığı sulara kapılıp giden , okyanusun derinliklerinde dolanırken karaya vurdu. Ardında ne bir damla ne de bir hıçkırık bıraktı. Ortada bir yerdeyken umulmaz, beklenmedik fırtınalar çıkardı. Soru işaretleriyle işlenmiş oyunlar oynayarak devamını getiriyor. Arasıra şiddetlenip hiddetlenerek sönüyor. Sevmeye değer bulup da vazgeçtiğim… Nerelerden nerelere gidiyorsun?

Sen de bilmiyorsun..

Aynı anda  iki ayrı parçanı nasıl bütünleştirebiliyorsun?

Bulunmuş hazineler saklanmalı.

Sorular cevaplanmadıkça hayıkıramazsın, anlatamazsın. Mahkumsun.

Gün gelip tüm ağırlığı üzerinde hissettiğinde; ezginliğinden, boğulmaktan kurtulma isteğini kime, nasıl anlatacaksın?

İlknur Kırbaş, 22.03.1993

 

 

Leave a comment

Filed under YAZILARIM

Senkron

Düşünce sisteminizi oluştururken baz alacağınız kriterler herhangi bir idelolojiden uzak ve hayatın kendisi ile ilgili olmalı, aldığınız nefesi içselleştiremiyorsanız, neden sonuç ilişkilerini kurabilecek yetileriniz yoksa, birilerinin peşine takılmak gibi doğal bir hezeyana düşersiniz.. Her bireyin kendi varoluşunda barındırığı içine kodlanmış bir sistematiği vardır. Olayları ve olguları anlayabilmek için yapılacak en doğru şey kişinin kendisini bilmesinden ve anlamasından geçer. Her zaman içe dönük ve sorgulayan bir bakış açısı mutlak gerçeğe götürmez, lakin yaklaştırır. Her kafadan bir ses çıkar. Çıksın. Bu da normaldir. Çıkmaması zaten tabiata aykırı, harmoni dediğimiz aslen uyum ya da tüm kaosun içinden kopup gelen düzenin, gerçekte olanların, sanal illüzyonlar da olabilir, kakafonik bir bütünsellikten uzakta, sığ bölgelerde kendine yer edinebilmesi ne kadar kolay oluyor değil mi? En güzeli kaos, en güzeli karmaşa.. Geçmiş ile gelecek birbirlerine çok yakın kavramlardır, bu yakınlığın köprüsünü kurabilen tek bir şey vardır, o da AN’nın kendisi.. Törpüler ve algılar hep an’da durduğunuz zamanlarda değer kazanır ve bilgi aktarır. An’da durmak kolay gibi görünse de uygulamada bir hayli zor bir durumdur. Şunları yazarken bile an’ı hep geride bırakıyorum. Diyeceğim o ki, her insan özeldir. Her birey kendi içinde binbir güzellik taşır.. Fikirler taşırır. Dinlemek anlamak gerekir. Bazen de beklemek. İnsan sevgisi deyip geçiştirecek kadar da acımasız olamam, sadece insan sevgisinden yola çıkmak, bitkilere, dağlara taşlara, buzlara, atmosfere, karadeliklere haksızlık olur. Senkron dediğimiz bütünleşme bir var olma halidir, var olma halinin algılanması farkedilmesi anlamına gelir. Daha yazayım mı? ..-

İlknur Kırbaş,

10.07.2017 , 12:15

Leave a comment

Filed under YAZILARIM